Una

Una

Yönetmen: Benedict Andrews | Oyuncular: Rooney Mara, Ben Mendelsohn, Riz Ahmed, Indira Varma, Ruby Stokes, Tara Fitzgerald, Tobias Menzies, Isobelle Molloy, Ciarán McMenamin, Natasha Little | Senaryo: David Harrower (oyun & uyarlama) | 94 dakika | Drama

Oscar Boy’un sekiz yıllık geçmişinde daha uzun gevezelik yapıp hiçbir yere varamadığım yazılar oldu mu? Oldu. Gençliğime verin diyecek kadar yüzsüz müyüm? Kesinlikle. Ama hayatımda ilk kez bir filmi yazmadan evvel sadece “Hadsiz.” kelimesiyle geçiştirmeyi bu kadar can-ı gönülden istiyorum. Ve neden bilmiyorum, bu mininin de minisi eleştirinin Una’yı tanımlamaya yeteceğine inanıyorum. Geçtiğimiz sene Toronto’da gösterilince acaba bir dağıtımcı alırsa Rooney Mara, Oscar’a aday olur mu diye düşünce yazılarının uçuştuğu film, Blackbird isimli bir tiyatro oyunundan uyarlama. Michelle Williams ile Jeff Daniels’a Tony adaylıkları getiren yapımda bu sefer aynı roller Mara ile Ben Mendelsohn’a teslim edilmiş. Yıllar evvel cinsel istismar suçuyla hapis yatan ve çıktığında da başka bir kimlikle hayatında yeni bir sayfa açan Ray, çocuk yaşta zihnini karıştırdığı Una ile karşı karşıya gelip yüzleşiyor. Sonrası çıkmazlarla dolu monologdan bozma diyaloglar, hangimizin gözlerinin içinde daha çok isyan bayrağı var temalı kamu spotu. Una, bazı tekstlerin tiyatro sahnesinden asla koparılıp alınmaması gerektiğinin bir başka örneği. Hele ki elinizde asırlık, rüştünü ispat etmiş, evrensel bir metin yoksa tek bir detayı dahi değiştirmemenin sadece vizyon sahibi yönetmenlere mahsus olduğunun da hatırlatıcısı. Korkuların bastığı bir dünyada kutsal kavgalar için kaçacak deliğimiz kalmamışken nüansın bir semt adına dönüştüğüne kimse tanıklık etmek istemezdi, eminim. Ama Una, sabır taşı olsa çatlayacak seyircisine yazıt kisvesi altında toparlanabilecek kadar kokuşmuş bir ahlak dersi sunuyor. Neyse ki bam teline denk geldiği yerlerde sırtında taşıyamadığı hikâyesini yalnız bırakarak basit kamera teknikleriyle prefabrik çeperini terk edecek kadar bilinçli de film bittiğinde yönetmenin suratına atmak istediğiniz çığlığın desibeli azalıyor. Pedofili, taciz, istismar ve affedilir bir tarafı olmayan türlü cinsel suça dair karanlık, ürkütücü, soğuk ve hatta uzak perspektifinin yeri beyazperde değil. En azından bu kontekst içerisinde endişeleri suni kalıyor. Vardığı çözüm noktası da bir hayli dağınık. Ve ne acıdır ki bir zamanlar kariyeri için heyecanlandığım Rooney Mara, aynı lineer kadını tüm hayat koşullarına uyarlayan sıradan bir aktrise evriliyor. Wake up Pearl, wake-up!
Fesat Mukayese: Fences > Una

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.