High Fidelity (1. Sezon)

High Fidelity (1. Sezon)

Yaratıcılar: Veronica West & Sarah Kucserka (uyarlama), Nick Hornby (roman) | Oyuncular: Zoë Kravitz, Da’Vine Joy Randolph, David H. Holmes, Jake Lacy, Kingsley Ben-Adir, Rainbow Sun Francks, Nadine Malouf, Edmund Donovan, Parker Posey | 30 dakika | Hulu

Nick Hornby ve filme çekilsin diye karaladığı kitaplardan oluşan kariyeriyle aranız nasıl bilmiyorum; ama ben ürettiği hiçbir şeyi okunabilir bulmayanlardanım. Bir kere her şeyden evvel kadın karakter yazamaması, yazsa da etrafındaki sorunlu ama bir şekilde aşktan yana talihli erkeklere bakıcı eylemesinden yorgun düştüm. High Fidelity’nin 2000’de John Cusack ile beyazperdeye uyarlanmış versiyonu Hornby’nin dünyaya tek taraflı bakış açısını zirvesinde görmek için eşsiz (!) bir fırsattı. Bu malzemeden maksimum ne çıkabilir ki derken Brothers & Sisters’ın yaratıcıları Veronica West ve Sarah Kucserka, ana karakter Rob’u kadına dönüştürüp bugüne taşımış fikri güzel, kendi vasat öyküyü. Minnie Riperton’dan Silk Rhodes’a, Dexys Midnight Runners’a Swamp Dogg’a geniş bir çalma listesiyle kulaklarımızın pasını alan son model High Fidelity, hepimizin ortak paydada buluşabildiği gönül kazalarından bir seçmece de bırakıyor önümüze. Bu adaptasyonun en büyük başarısı kimse kimseyi sırtında taşıyormuş gibi hissettirmediğinden işin sadece bağlanma problemli, algılarımızı kapayan egomuzla gerçeği alternatifleştirdiğimiz zavallılığa ışık tutması. Rob’u kusursuz biri olarak çizme derdi yok; fakat yanlışı yanlışla düzeltmeye çalıştığını da seyircisinden saklamıyor. Belki görüş alanındaki, hayatına ucundan kıyısından dokunmuş herkesin bir kusuru var ama Rob da sütten çıkmış ak kaşık değil diye buyuruyor, ki yeni nesil High Fidelity’i başarılı kılan da tam olarak bu bence. İnsanı insan yapan her şey var Rob’da. Sahip olduğu plak dükkanı, üstün müzik bilgisiyle robottan bozma kurgu/hayal ürünü bir karakter olacakken bizi biz yapan kusurları parıldıyor anormalden yaratılmış tekdüzeliğin orta yerinde. Sadece bizim sevdiğimiz tarafından, acıyla ya da zevkle artık bilinmez, sevilmek için verdiğimiz üstün mücadelenin devirdiği bütün piyonları da etrafa dizerek savaş alanının geniş çaplı fotoğrafını çekiyor. Rob’un acısı pek sahici, biraz da taze benim için. Dolayısıyla balçığın içerisinde debelenirken bulunduğu her eylemi anlamlandırmak yerine, tek bir motivasyona bağlayarak kendi dersimi çıkarmaya çalıştım Zoe Kravitz’in eşsiz güzelliğiyle kutsadığı diziden. Neyse ki tek bir yetki alanı ile sınırlandırılmamış hikâye. Dolemite Is My Name sayesinde sevip, burada koşulsuz şartsız hayranına dönüştüğümüz Da’Vine Joy Randolph komedi yükünü sırtlanmış mesela. Bütün kadın merkezli yapımlar da ideal erkeği canlandıran Jake Lacy, duyguların konuştuğu sahnede mantığa hizmet etmiş. Parker Posey’nin katılımıyla gerçekleştirilen, evliliği ve bağlanma fikrini masaya yatıran bölüm de cabası. Ugly Betty, Russian Doll, Orange Is the New Black , You’re the Worst ve televizyonun altın çağında önemli roller oynamış pek çok yapımda yönetmen, senarist ya da yapımcı olarak görev almış isimler devamının gelmesini istediğimiz bir mucize yaratmışlar kısacası erkek kere erkek High Fidelity’den. Şimdi Nick Hornby derdine yansın, biz Kravitz’e âşık olmaya devam edelim.
MVP: Da’Vine Joy Randolph (Cherise)

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.