Kısa Eleştiri
Üç Film Birden | Swapped, Apex ve Thrash
Üç Film Birden kuşağında bugün yolum Netflix’e düştü. Kıtlıktan çıkmış gibi tükettiğim yapımları uzun uzun yazmaya layık görmeyince yine tek bir başlık altında topladım. İzle-unut animasyonlardan Swapped, Charlize Theron’un nereye gittiğini bilemediğimiz kariyerinin yeni halkası Apex ve tüm zamanların en kötü filmleri arasında anılmaya aday Thrash için toplanmış bulunuyoruz. Hiç uzatmadan giriyorum söze…
SWAPPED | Görsel Kakofoni

Yönetmen: Nathan Greno | Seslendirenler: Michael B. Jordan, Juno Temple, Tracy Morgan, Cedric the Entertainer, Justina Machado, Ambika Mod, Lolly Adefope, Táta Vega, Nate Torrence, John Ratzenberger | Senaryo: John Whittington, Christian Magalhaes, Robert Snow, Adam Karp, Nathan Greno | İspanya, ABD | 102′ | Animasyon, Macera, Komedi, Fantastik
Pixar’ın aynı formülleri tekrar eden animasyonlarını eleştiriyoruz ama karşıma böyle örnekler çıktığında stüdyonun değerini daha iyi anlıyorum. Hoppers ile aynı takvim yılına denk gelmesini pek talihsiz bulduğum Swapped, beden değiştirme anlatısı üzerinden empati yaratmaya çalışırken insanlarla hayvanları değil, birbirini dinlemekten ve anlamaktan aciz bir su samuru ile garip görünümlü bir kuşu merkeze koyuyor. Oscar’ına henüz kavuşmuş Michael B. Jordan’ın seslendirme kadrosunun başını çektiği yapımın, verdiği tüm çevreci mesajlara rağmen gerçek dünyayı andırmak gibi bir derdi yok. İnsanları geçtim, varlığından emin olduğumuz canlı türleriyle bile bağ kurmuyor. Hal böyle olunca, macera üstüne macera yığan o aşırı dolu akışta nefes alamadığımız gibi, küçük izleyicilere de kafalarını karıştırabilecek mesajlar veriyor. Bir de Skydance Animation’ın görsel anlamda kaotik, tek bir renk paletine sıkışan animasyon anlayışının göze hitap etmediğini eklemek gerek. Sanal evrenlerini yalınlaştırmak yerine katman üstüne katman bindirerek âdeta bir görüntü kakofonisi yaratıyorlar. Hikâye vasat, manzara boğucu olunca da Swapped, Netflix’te her yıl birer ikişer karşımıza çıkan o izle-unut animasyonların arasına rahatlıkla karışıyor.
APEX | Drone Sineması

Yönetmen: Baltasar Kormákur | Oyuncular: Charlize Theron, Taron Egerton, Eric Bana | Senaryo: Jeremy Robbins | Kanada, Avustralya, ABD, İzlanda | 95′ | Aksiyon, Gerilim
Bir Oscar ödüllü yıldızdan diğerine… Aksiyon sineması uğruna bedenini yeniden şekillendirdiğinden beri kötü senaryoların merkezindeki kadın karakterlere hayat vermeyi tercih eden Charlize Theron’dan ne idüğü belirsiz bir film daha geldi. Film çekmeyi gerçekten bilip bilmediği hâlâ tartışmaya açık, drone’la alınmış manzaraları ve şablon aksiyon kadrajlarını arka arkaya sıralamayı iş sanan Baltasar Kormákur’un elinden çıkan Apex, Avustralya ormanlarında geçen bir av-avcı hikâyesi anlatıyor. Adrenalin tutkusu yüzünden çıktığı bir dağcılık macerasında eşini kaybeden Sasha (Theron), kocasının küllerini doğaya bırakmak için geldiği milli parkta tabiri caizse bir manyağın hedefi hâline geliyor. Taron Egerton’ın canlandırdığı bu hastalıklı karakter de Sasha’ya dünyayı dar ediyor. Özünde Apex, tansiyonu yüksek, seyircisinden beynini pek devreye sokmasını istemeyen, yüzeyde keyifli vakit vaat eden bir kaçış filmi. Bu yüzden büyük beklentilerle girip hayal kırıklığına uğramak çok mümkün değil. Asıl sorun, film biter bitmez karakterlerin geçmişinden aralarındaki dinamiğe kadar her şeyin ne kadar anlamsız ve temelsiz olduğu farkındalığının üzerinize çökmesi. Ama işte Netflix üretim bandında artık bunlar kimseyi şaşırtmıyor. Mikrofonu bu noktada platforma değil, bu rolleri hangi motivasyonlarla kabul ettiklerini gerçekten merak ettiğim oyunculara çevirmek gerekiyor. Egerton en azından oyuncu kaslarını biraz daha zorluyor. Peki ya Theron’un bu saçmalıkta ne işi var gerçekten?
THRASH | VCD Sepeti Gerçekliği

Yönetmen & Senaryo: Tommy Wirkola | Oyuncular: Phoebe Dynevor, Whitney Peak, Djimon Hounsou, Matt Nable, Andrew Lees, Alyla Browne, Stacy Clausen, Dante Ubaldi, Sami Afuni, Tyler Coppin, Adam Dunn, Chai Hansen | Avustralya, ABD | 86′ | Korku, Gerilim
Sinema okuyan arkadaşınızın, birbirinden kalas ve muhtemelen beş yıl sonra bırakın görüşmeyi, birbirine düşman kesilecek arkadaşlarıyla – ya da “sektördaşlarıyla” – çektiği kısa filmi izlerken hissettiklerinizi yeniden yaşamak istiyorsanız buyurun Thrash’e… Ucuz prodüksiyonu, kötü oyunculukları ve içinde zerre zekâ kırıntısı barındırmayan senaryosuyla sizi yirmili yaşlarınızın başına ışınlayacağına emin olabilirsiniz. Kimliğini daha adındaki kelime oyunuyla ele veren bir film olmasının dışında Thrash’in pek bir mahareti yok. Norveçli bir yönetmenin elinden çıkıp hikâyesini ABD’de kurmasına rağmen Avustralya’da çekilen, üstüne bir de İngiliz başrol oyuncusuyla tamamlanan çok milletli bir ucubeyle karşı karşıyayız. Ama tüm bu uluslararası kimliğine rağmen ortaya çıkan şeyin, Migros’un VCD sepetinde adını telaffuz bile edemediğimiz insanlarla dolu B tipi felaket filmlerinden pek farkı yok. Devasa bir fırtına sonrası yükselen su seviyesi kasabayı sele teslim ediyor, bu sırada kıyıları mesken edinmiş köpekbalıkları da çıkıp insanları çerez gibi yemeye başlıyor. Kâğıt üzerinde bakınca fikrin “campy” tarafı çalışabilecek gibi duruyor. Sorun şu ki, bu saçmalığı ayakta tutabilecek tek bir yaratıcı zihin yok arka planda. İşin daha da kötüsü, finalde devam filmi için açık açık yeşil ışık yakıyorlar. Belli ki rezaletliği üzerinden bol bol konuşulacak bu yapım, eleştirel anlamda dibi boylasa bile her eve girmeyi başarmış platformun en çok izlenenleri arasına sızmayı başaracak.
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















