Takip et

Dizi Eleştirisi

The Comeback (3. Sezon) | Karanlık Kehanet

tarihinde yayınlandı.

The Comeback

The Comeback (3. Sezon) | Yaratıcı: Lisa Kudrow, Michael Patrick King | Oyuncular: Lisa Kudrow, Damian Young, Laura Silverman, Dan Bucatinsky, Jack O’Brien, Abbi Jacobson, John Early, Ella Stiller, Andrew Scott, Tim Bagley, Matt Cook, Zane Phillips, Brittany O’Grady, Brady Shabaka Henley, Tony Macht, Malin Åkerman, Lance Barber, Robert Bagnell, James Burrows | 30~44′ | HBO

The ComebackTelevizyon tarihinin en ikonik işlerinden biriydi Friends’in Phoebe’si olarak hayatlarımıza girdi. Lisa Kudrow. Sitcomların talihini bütünüyle değiştiren işi bittikten sadece bir yıl sonra  da korkusuzca, bambaşka ve unutulmaz bir karakterle çıktı karşımıza Valerie Cherish olarak. 2005 tarihli ilk sezonunda The Comeback, şöhretini eski bir sitcom’a borçlu olan ama sonrasında iş bulmakta zorlanan Valerie’nin hikâyesini anlatıyordu. Modasının geçtiğini düşündürten genç rol arkadaşlarıyla Room and Bored adlı bir komedi dizisinde tutunan Valerie’nin set hayatını belgeleyen bir kamera ekibini de beraberinde getirmesi, tüm bu manzarayla tam da reality şovların yükselişe geçtiği o dönemde, benzer formatların sahte şöhretler üreterek televizyonun içini nasıl boşalttığını keskin bir hicivle eleştirmek içindi. Sex and the City’nin yaratıcısı olarak bilinen Michael Patrick King imzalı yapım, 2014’te ikinci sezonuyla geri döndü ekranlara. Bu defa rotasını beyaz ekranın “altın çağı”na çevirdi The Comeback. Kablolunun önemli bir rol üstlendiği dönemde, HBO çatısı altında ona travmatik deneyimler hediye etmiş senaristin biyografisi olan prestijli bir dizide rolü kaptı Valerieciğimiz. Şöhretle olan karmaşık ilişkinin daha çok sınava tabi tutulduğu bu süreçte de evliliği sarsıldığı, birlikte çalıştığı insanların haklarını teslim edemedi, hayatı altüst oldu ama tüm o kaosun sonunda beklenmedik bir Emmy zaferine erişti. Meselesi çoğalan platformlarla izleyicinin önüne yığılmış “içerik” kültürünü eleştirmek olan ikinci sezonun ardından, başladığı noktadan da 21 yıl sonra, son bir kez daha karşımıza çıktı Valerie Cherish. Hem de daha en başından yönünü belirlemiş ve direkt yapay zekâyı hedef alır şekilde.

Eski çevresiyle bağını bir şekilde sürdürdüğünü anladığımız Valerie’nin sosyal medyası için içerik üretme çabalarıyla açılıyor üçüncü sezon. Billy (Dan Bucatinsky) büyük bir ünün peşinde, Mark (Damian Young) orta yaş krizini bu iptal kültürünün gölgesinde ayakta tutuyor, 2017’de kaybettiğimiz Robert Michael Morris’in canlandırdığı saç tasarımcısı Mickey’nin yerinde ise yeller esmekte. Belki de bu yüzdendir bilmiyorum, daha savunmasız ve ürkek bir anda yakalıyor gibiyiz Valerie’yi. Chicago müzikalinin dillere destan komiklikteki provalarının ardından Andrew Scott’ın canlandırdığı bir kanal yöneticisi tarafından, senaristlerin olmadığı, tüm yaratıcı sürecin yapay zekâya devredildiği yeni nesil bir komedide oynama teklifi alıyor. Tam da oyuncuların ve senaristerin sendikalarıyla birlikte bu meseleye karşı yürüttüğü grevlerin hemen ardından gelen teklif, Valerie’yi ister istemez etik ve kişisel bir çıkmaza sürüklüyor. Fakat bir şekilde kendini bir kez daha kontrolünü kaybettiği bir maceranın ortasına atıyor Valerie. Tüm duraklarında geçmişe dönüp hesaplaşarak ve daha önce yapmadığı bir şekilde üzerinde emeği olan herkese hakkını teslim ederek tabii.

The Comeback

Seth Rogen’ın The Studio’sunun ilham kaynaklarından ve bu televizyona özel sektörel hiciv türünün öncüsü olarak The Comeback, her zamanki gibi yine çok keskin elbette. Sistemin hiçbir bileşenini es geçmeden eleştirme huyundan vazgeçmediği gibi bu defa insanlık emaresi barındırmayan bir tehdidi karşısına aldığı için dilini iyice sivriltmiş. Yapay zekânın, sayısız kaynağı tüketip aslında insan üretimi fikirleri yeniden paketleyerek önümüze koyan yapısıyla, hikâye anlatma sanatına ne kadar zarar verdiğinin ve vereceğinin herkes tarafından anlaşılması için de elinden gelen her şeyi yapıyor. Endüstrideki bu tat kaçıran dönüşümün kâr odaklı yöneticiler tarafından harekete geçirilmiş olmasını, henüz tehlikenin farkında olmayanları uyararak ele alıyor. Bugün bu sistemleri kuranların da yarın yerlerini kaybedebileceğini ima ettiği, anlaşılması kolay bir mesajı koyuyor önümüze. Tabii ki de bu sıra Valerie’nin duygusal yolculuğunun önemli yüzlerini teker teker sahneye taşımayı ihmal etmiyor.

Popüler kültürle bağını ilk iki sezonda olduğu gibi diri tutan yapımın, iki dekada yayılan yayın hayatında neredeyse hiç ivme kaybetmemesi çok önemli. Amerikan televizyonundaki karar mekanizmalarına içeriden bakarken, pazarlama savaşlarının arasında gözden kaçan detayları alaycı bir dille görünür kılmakta çok mahir hâlâ çünkü. HBO tipi kablolu kanallarla başlayan dönüşüm, dijital platformlarla devam eden ikinci dalga ve şimdi yapay zekâ egemenliğinde şekillenen yeni evre… The Comeback tamamı 21. yüzyılda gerçekleşen bu üç aşamalı evrimi, hikâyesini en karanlık noktada sonlandırarak çerçeveliyor. Kaçınılmaz sona sandığımızdan daha yakın olabileceğimizi kahkahalara sararak, ama en sert biçimde hatırlatıyor. Valerie’yi nasıl ki daha önce en büyük kadın düşmanlarıyla, yaş ayrımcılarıyla aynı masaya oturtarak içeriden bir yıkım gerçekleştirdiyse, bu defa da cesurca YZ üretimi dizinin başrolü olarak düşmanıyla kol kola gönderiyor savaşa. Ve sonuç yine şahane!

The Comeback

Valerie Cherish’i bu kez, iyi niyetli azmiyle her engeli aşan bir figürden ziyade, örgütlenmeden “bölüm sonu canavarı”nı alt edemeyecek bir karakter olarak izlemek ilk anda tuhaf gelebilir. Ama dizi, tam da bu tercihle yine zamanın ruhunu yakalıyor bence. Lisa Kudrow’un, 2005 ve 2014’teki performanslarıyla Julia Louis-Dreyfus’a kaybettiği (Hem de iki farklı yapımla!) Emmy yarışına bu kez çok daha güçlü döneceğini de not düşmek gerek. Bir diğer HBO dizisinin yıldızı Jean Smart, Hacks ile beşte beş yapmak için çabalayacağından bu defa kolay olmayacak tabii ama bu kadar içeriden bir göz sunduğu için The Comeback, YZ anksiyetesiyle yanıp tutuşan sektördaşları oy vermekten çekinmez diye düşünüyorum. Yasla pişen, trajediyle komediyi aynı anda taşıyan, şakanın ta kendisiyken bile içinden çıkmayan o çok katmanlı, usta işi performansın karşısında durabilecek bir rakip hayal etmek zor ama bakalım… Umarım Phoebe’miz televizyonun en büyük ödüllerini silip süpürür.

Bu yazının ilk versiyonu 27 Mart 2026 tarihinde Oksijen’de yayımlanmıştır. Dizi finalinin ardından metin genişletilerek ve güncellenerek yeniden düzenlenmiştir.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin