Takip et

Eleştiri

The Christophers | Para, Para, Para

tarihinde yayınlandı.

The Christophers

The Christophers (Christopherlar) | Yönetmen: Steven Soderbergh | Oyuncular: Ian McKellen, Michaela Coel, James Corden, Jessica Gunning | Senaryo: Ed Solomon | Birleşik Krallık, ABD | 100′ | Komedi, Drama

The ChristophersDoksanların dahi çocuğu Steven Soderbergh, 2017’den beri neredeyse her yıl yeni bir filmle karşımıza çıkarak seri üretimine hız kesmeden devam ediyor. Pandemi bile onu durdurmayı başaramadı. Çoğu zaman küçük çaplı ve üzerinde uzun uzun konuşmaya değmeyen işler üretse de Logan Lucky, Kimi ve Black Bag gibi eski formunu hatırlatan sürprizler çıkarmayı ihmal etmiyor neyse ki. İlk gösterimini Toronto’da yapan yeni filmi The Christophers’ıysa bu üretim çizgisinde bir yere yerleştirmek pek kolay değil. Beğenilsin ya da beğenilmesin, Soderbergh burada kendisini görmeye alışık olmadığımız sulara giriyor. Belki en yakın akrabası Dan Gilroy imzalı Velvet Buzzsaw açıklamak için yeterli bir referans olur. 86 yaşında hâlâ dur durak bilmeden çalışan Ian McKellen ile I May Destroy You sonrasında küçücük bir rolde bile izlemek için fırsat kolladığımız Michaela Coel’ı buluşturan The Christophers, maddi kaygılarla kuşatılmış sanat dünyasında üretmenin ne kadar zorlaştığı üzerine düşünüyor. Ressam Julian Sklar’ın yıllar önce servete çevirdiği “Christopherlar” serisinin yarım kalmış üçüncü parçasını ele geçirerek zenginliklerini büyütmek isteyen çocukları, yolu bir zamanlar sanat tutkusu taşımasına rağmen artık büyük eserlerin taklitlerini yaparak para kazanan Lori Butler’dan yardım isteyince hikâye de hareketlenmeye başlıyor.

Gençliğinde hayatından geçmiş Christopher’a duyduğu aşkla çizdiği portrelerden kazandığı para artık tükenmiş olan Julian, Londra’nın gösterişli sıra evlerinden ikisine sıkıştırdığı ömrünü Cameo videoları çekerek sürdürmeye çalışıyor. Lori’nin hayatıysa çok farklı değil aslında. Sadece onun kanadı biraz daha sert kırılmış. Yağlı boya kokusunu neredeyse içinize çekebildiğiniz, kimliksiz dev bir hangarın köşesine sıkıştırmış kendisini. Julian’ın evine yanlış sebeplerle girse de, ondan alacaklarının (ya da almaya çalıştıklarının) onu da dönüştüreceğini erkenden hissediyoruz. Julian sanatın, üretmenin ve modern dünyanın sanatçılara karşı giderek ikiyüzlüleşen acımasızlığının üzerine durmaksızın konuşurken Lori tüm kartlarını göğsüne bastırıp sessizliğini koruyor. Ama Julian’a evlat demeye bin şahit isteyen çocuklarının ihaneti görünür hâle geldikçe The Christophers da yavaş yavaş duygusal bir katman kazanıyor.

The Christophers

Özünde neredeyse bir tiyatro oyunu The Christophers. Neyse ki Bill & Ted’den Men in Black’e, Now You See Me’den Charlie’s Angels’a kadar sayısız stüdyo komedisinin altında imzası bulunan Ed Solomon, karakterlerini bu klostrofobik alanın içinde nefessiz bırakmıyor. Soderbergh’in projeyi kendisine nasıl yakın hissettiğini kestirmek güç ama Solomon’ın filmografisine bakınca The Christophers’ın aslında onun kendi “Christopher”ı olduğunu anlamak uzun sürmüyor. Büyük umutlar ve küçük bütçelerle çıktığı yolda zamanla gişesi kuvvetli, popüler kültürde karşılığı büyük ama “yüksek sanat” bekçileri tarafından sürekli küçümsenen işler üreterek kurduğu kariyerine dönüp bakıyor sanki burada. Üstelik bunu yalnızca Julian üzerinden de yapmıyor. Solomon, hem Julian’ın hem de Lori’nin durduğu yerden dünyaya bakabiliyor.

The Christophers sanatın karşısına birden fazla ikilik çıkarıyor. Filmin en can alıcı tarafı da bu zaten. Bir yandan yaratıcı üretimin sanatçıyı duygusal olarak nasıl öğüttüğünü anlatıp sanatı neredeyse canavarlaştırıyor, diğer yandan sahtecilik meselesi üzerinden geçim derdini ve çevresel koşulları gerekçe göstererek onu bir oyuncağa dönüştürüyor. Üstelik günümüz dünyasında neredeyse her motivasyonun maddi kaygılarla şekillendiğini hatırlatıp tüm karakterlerini paranın görünmez ipleriyle hareket eden kuklalara çeviriyor. Tabii bu yaklaşımın yarattığı tuhaf bir sınıfsal muğlaklık da yok değil. Tartışmayı doğrudan parasızlığa çektiğinde, ellerindekini tüketmiş olsalar bile hâlâ belirli bir ayrıcalığın içinde yaşayan çocuklara (Jessica Gunning ve James Corden) ya da iki evinden de vazgeçmeden Cameo videolarına sığınan Julian’a bütünüyle yaklaşmak kolay olmuyor. Buna rağmen Lori’nin anlatıya taşıdığı canlılık çok kıymetli. Michaela Coel, kibirli sanatçı ya da intikam hırsıyla körelmiş genç kadın klişelerinin dışına çıkan bir karakter yaratıyor burada. Sanırım bunun sebebi de hem Soderbergh’in hem Solomon’ın bu dünyaya dışarıdan bakan insanlar gibi hissettirmemesi.

The Christophers

Ian McKellen’ın döktürdüğü, Michaela Coel’ınsa büyük bir ustalıkla karşılık verdiği The Christophers’ın sanat dünyasını yiyip bitiren kripto zenginlerine ya da kürasyon gücünü bir ayrıcalık değil düpedüz diktatörlük aracına dönüştürenlere dair söylediklerini biraz daha yüksek sesle dile getirmesini isterdim doğrusu. Film, iki ana karakterini karikatüre dönüşmekten kurtarmak için ciddi çaba harcarken, tüm basmakalıplılıklarına rağmen gerçek hayatta karşılığı olduğunu inkâr edemeyeceğimiz bazı figürleri fazlasıyla yüzeyde bırakıyor. Üstelik final bölümünde de acele ettiğini hissediyoruz. Hayata dair sert ve pesimist bir yerden konuşurken bir anda Hallmark filmi sıcaklığında, kalpleri yumuşatan bir uzlaşmaya sığınması pek ikna edici değil. Yine de The Christophers’ın sanatın erişilebilirliğini tuval üzerinden tartışmaya açmasını değerli buldum. Sanatın kimin için var olduğu meselesinde yalnızca halkın ya da sanatçının değil, aradaki güç mekanizmalarının ve maddiyatın da belirleyici olduğunu hatırlatıyor çünkü.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Bu Hafta Sonu Ne İzlesek? | 23 - 24 Mayıs 2026 - Oscar Boy

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin