Takip et

Eleştiri

Toy Story 5 | Kaybolan Yıllar

tarihinde yayınlandı.

Toy Story 5

Toy Story 5 (Oyuncak Hikâyesi 5) | Yönetmen: Andrew Stanton | Seslendirenler: Tom Hanks, Tim Allen, Joan Cusack, Conan O’Brien, Greta Lee, Scarlett Spears, Shelby Rabara, Mykal Michelle-Harris, Craig Robinson, Krys Marshall, Matty Matheson, Alan Cumming | Senaryo: Andrew Stanton, Kenna Harris | ABD | 102 | Animasyon, Macera, Komedi, Drama

Toy Story 5Şablon maceralarının esiri olduğu için zaman zaman şikâyet etsek de içimizdeki çocuğu bulup çıkarma konusunda uzmanlaşmış, her yaştan izleyiciye hitap eden animasyonların üreticisi Pixar, demirbaşlarından Toy Story‘e ilk filmden 31, son filmden ise 6 yıl sonra gelen yeni bir devam halkası ekliyor. Üstelik stüdyo, diğer franchise’larında her zaman başaramadığı bir şeyi başarıyor burada. Toy Story 5, yıllanmış olmanın izlerinden utanmadan, zamanın her şeyi olduğu gibi bu dünyayı ve onu yaratanları da değiştirdiğini kabul ederek çıkıyor karşımıza. Woody ve Buzz Lightyear’ın bir adım geri çekildiği hikâyenin omurgasını kovboy kızımız Jessie, oyuncağı olduğu çocuk Bonnie ve hayatlarımızı ansızın işgal eden teknolojinin temsilcisi Lilypad oluşturuyor. Önceki filmlerin çocuklarını ve onların dertlerini uzak birer hatıra olarak geride bırakırken, çocukluğa dair hafızanın nasıl şekillendiğini oyuncakların anıları üzerinden tanımlayan Toy Story 5, kendi renklerine sahip çıkmanın güzelliğinden tüketim alışkanlıklarımıza uzanan, çağdaş kaygılarla örülü yeni bir serüvende yine elimizden tutuyor kısacası.

Toy Story 5

Çocuklar büyüyünce başka evlerde, başka minikleri gülümseten oyuncak kahramanlarımız, 30 yıllık beyazperde macerasına yakışır biçimde bu kez bambaşka bir varoluş kriziyle yüz yüze kalıyor. Oyuncak sevmeyen ya da oyun oynamak için biraz fazla büyümüş çocukların yarattığı dertleri geride bırakıp, tamamen yok olma ihtimaliyle hesaplaşıyorlar. Çünkü tabletler ve telefonlar, ağlayan çocuğa uzatılan emziğin yerini çoktan almış durumda. Dördüncü filmde Forky’nin araladığı kapıdan umutla bakan Toy Story, bu kez bildiğimiz anlamıyla çocukluğun giderek yok olma ihtimalini tartışıyor. Elbette bütünüyle karamsar değil. Bonnie ve ilgisini ekranına değil atlarına, oyunlarına ayıran olası yeni arkadaşı sayesinde, bir sepet dolusu oyuncağın hâlâ kendine bir yuva bulabileceğini de söylüyor. Yine de geçmişe dönüp baktığında, hatıralarımızı nostaljik bir merceğin ardından görmeyi tercih ediyor. Bu sert geçişi kucaklamasa da kabulleniyor.

Woody’nin mendilden bozma pançosu, şapkasının yıllar içinde sürtüne sürtüne boyasını aşındırdığı kafasında beliren keli ve içindeki pamuğun yer çekimine daha fazla direnemeyip çökmesi, filmin geçmişte kalma meselesini en dokunaklı biçimde somutlaştırıyor. Buna karşılık Buzz Lightyear’ın yeni versiyonlarının kablosuz bağlantıyla güncellenebilen bir modele dönüşmesi ise kapitalizmin durmaksızın “yeniyi” kutsayan döngüsünü hicvediyor. Yine de bu noktada, Disney çatısı altındaki Pixar’ın böylesi bir eleştiriyi dile getirmesinin ister istemez ironik bir tarafı var ve filmin bu söyleminin etkisini bir miktar törpülediğini kabul etmek gerek. Daha önce Wall-E ve Finding Nemo’yu da yöneten Andrew Stanton’ın imzasını taşıyan Toy Story 5, şirketin genel yönelimiyle çelişse bile özellikle küçük yaştaki izleyicisine doğru mesajlar vermekten vazgeçmeyen bir bakış açısını korumak istiyor tabii.

Toy Story 5

Andy başta olmak üzere doksanların çocuklarının oyuncaklarla oynayacak yaşları geride bırakmasının yanı sıra, bizim de izleyici olarak Pixar’ın mesajlarını eskisi kadar sorgusuz sualsiz kabul edemeyecek noktaya geldiğimizi bir kenara koyarsak Toy Story 5‘in misyonunu başarıyla yerine getirdiğini söylemek mümkün. Tıpkı seslendirdikleri oyuncaklar gibi yıllar içinde yaş alan oyuncu kadrosunun seslerindeki doğal değişimi saklamaya çalışmaması, bu evrenin zamanla kurduğu ilişkiye ayrı bir katman daha ekliyor. Özellikle Joan Cusack’in Jessie yorumu, filmin en sıcak ve en samimi taraflarından biri olmayı sürdürüyor. Tabii bu da beni filmin Türkçe seslendirmesi için influencerlarla çalışılması meselesine getiriyor. Hangi rolü, ne kadar süreyle üstlendiklerine dair en ufak fikrim yok; neyse ki filmi orijinal dilinde izledim. Ama değişen dünyanın her şeyi değersizleştirmesi üzerine bir hikâye anlatan bir filmin seslendirmesini, kültürel bir karşılık üretemeyip yalnızca sosyal medyada beyin ölümümüzü hızlandıran isimlere emanet etmesi; gerçek emekçilerden esirgediği parayı bu ekibe harcamayı tercih etmesi bizim ülkemize pek yakışıyor doğrusu. Söylemeden edemedim…


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin