Kısa Eleştiri

Üç Film Birden: Long Day’s Journey Into Night, The Liberation ve Misty Green

tarihinde yayınlandı.

Yıllardır takip ettiğimiz ödül sezonunun karar mekanizmalarından birinde görev alınca, perdenin arkasında Oz Büyücüsü’nün neler yaptığını görme imkânı elde ettim. Sektörün en çalışkan kalemlerinden biri olarak tanındığım için önce herkesi şaşırtacak bir açıklamada bulunayım: Yetişemiyorum! Neredeyse şubat ayına kadar yayarak, bir şeyleri kendi hızımda izlemenin rahatlığı bambaşkaymış meğer. Hem Oksijen’e yazdığım televizyon eleştirileri, hem yakında açıklayacağım yeni sorumluluklarım, hem de Altın Küre’nin screener yağmuru derken eve kapandım kaldım. Aralık ayında adayların açıklanmasıyla birlikte bu trafikte bir rahatlama olacak tabii; ama şu an zamanımı idare edememekten (ki normalde bu benim süper gücümdür) hiç hoşnut değilim. Yılmak yok elbette. Her şeyi layığıyla yapmak için sonuna kadar çaba sarf edeceğim.

Bu süreçte Oscar Boy okuyucularını gündemden uzak bırakmak da olmaz. Ekim ayı tatil modum yüzünden biraz sakin geçti ama hafta başından beri siteyi yeniden hareketlendirmek için kolları sıvadım. Bugün de hem izlediğim filmlerin bir kısmını aradan çıkarmak hem de ödül sezonuna daha iyi hazırlanmak için yazdan beri ara verdiğim “Üç Film Birden” köşesine geri dönüyorum. En İyi Kadın Oyuncu kategorisi haricinde hiçbir dalda şansı bulunmayan üç filmi bir araya getirdim bu defa. Jessica Lange’li Long Day’s Journey Into Night, Carrie Coon’lu The Liberation ve Rosalind Eleazar’lı Misty Green üzerine konuşacağız. Buyrun bakalım…

Yönetmen: Jonathan Kent | Senaryo David Lindsay-Abaire (uyarlama), Eugene O’Neill (oyun) | Oyuncular: Jessica Lange, Ed Harris, Ben Foster, Colin Morgan, Ericka Roe | ABD, Birleşik Krallık, Avustralya, Kıbrıs, İrlanda | 119′ | Drama

★

LONG DAY’S JOURNEY INTO NIGHT | Sahne Tozu

Tiyatrodan sinemaya uyarlanan metinler, sahnede çalışan bir anlatının beyazperdede nasıl yeniden hayat bulabileceğini keşfetmek zorunda bence. Çünkü iki medyumun kendine has araçları, ritimleri ve seyirciyle kurduğu bambaşka ilişkiler var. Ancak Eugeune O’Neill’ın Amerikan tiyatrosundaki en önemli eserlerden biri olarak kabul gören Long Day’s Journey Into Night’ının Jonathan Kent adaptasyonunda bu yönde bir emek mevcut değil. Sanki Kent aynı hikâyeyi sinemada anlatacağından hiç habersizmiş ya da direkt olarak umursamamış gibi hissettiriyor. Jessica Lange’in Broadway’de Tony kazandığı Mary Tyrone rolüne yeniden hayat verdiği yapım, birbirlerini sevgileri ve konuşamadıklarıyla tüketen çekirdek bir aileyi alıyor merkezine. Ed Harris’i eşi, Ben Foster ve Colin Morgan’ı da oğulları olarak izliyoruz. Yalnız tıpkı senaryo gibi performanslar da sinemanın diline tercüme edilmemiş. Kameranın önünde sergilenen bir tiyatro prodüksiyonu deseler kafaları da rahat edermiş sanki. Metnin gücüne öyle güveniyor ki film, tüm o duygusal patlamaları boş bir salona oynanıyormuş gibi izliyoruz. Jessica Lange gibi tek bir mimiğiyle bütün atmosferi sarsabilen bir oyuncuyu bu kadar kullanamayınca da ne film ne de uyarlama demeye gönlüm razı oluyor.

Yönetmen: Guy Nattiv | Senaryo: Guy Nattiv, Noa Berman-Herzberg | Oyuncular: Carrie Coon, Bella Ramsey, Odessa Young, Lily James, Siobhan Williams, Tracy Letts | ABD | 124′ | Drama, Gerilim

★½

THE LIBERATION | Böyle Kurtuluş Olmaz

Guy Nattiv imzalı The Liberation, üzerindeki yükten kurtulmaya çalışan Rita’nın (Carrie Coon), bir anda kadınlardan oluşan bir tarikata katılıp eşiyle iki çocuğunu arkada bırakmasıyla açılıyor. Kızları annelerinin peşinden geldiklerinde, kendilerini annelerinin kaçmaya çalıştığı dünyanın bir benzerinin içerisinde buluyorlar. Biraz aile içinde bir türlü dillendirilip çözülemeyen meselelerin yansıması, biraz da orta yaş kriziyle gelen kendini yeniden keşfetme arzusunun üzerine bir düşünme egzersizi The Liberation. Tüm bu konuları da bu tip tarikatların, nasıl gözükürlerse gözüksünler insanları nasıl savunmasız anlarında yakaladıklarını ve aidiyet ihtiyaçlarının nasıl da istismara açık bir kapıya dönüştüğünü çevrelemiş. Kuşaktan kuşağa aktarılan travmalar zinciri deseniz, o da var! Ama ana karakterimizin iç dünyasını pek derinleştirmiyor The Liberation. Bütün çelişkilerini de aile bireylerinin üzerinden açıklamaya çalışıyor. Özellikle Bella Ramsey’in karakterinin annesiyle kurduğu ilişki, anahtarına dönüşmüş hikâyenin. Yalnız bu yükün altından kalkabilecek bir performans Ramsey’den gelemeyeceği için meydan Carrie Coon’un gösterisine kalmış. Bu kadarını hiç hak etmeyen bir senaryoya rağmen tüm o kırılganlığı çok iyi aksediyor izleyiciye. Keşke film de el attığı sayısız meseleyi tek bir potada eritmeye çalışırken, sonunda hiçbirinin hakkını veremeyip altında ezilen bir işe dönüşmeseymiş.

Yönetmen & Senaryo: Chris Rock | Oyuncular: Rosalind Eleazar, Adam Driver, Daniel Kaluuya, Anna Kendrick, Topher Grace, Chris Rock, Anthony Anderson, Kelli Garner, Amy Landecker, Rich Sommer, Tracie Thoms, Alexandra Shipp, Ice-T, Busta Rhymes | ABD | 103′ | Komedi, Drama

★★

MISTY GREEN | Chris Rock’ın Mikrofonundan

Hollywood’un dışarıdan bakıldığında ışıltılı görünen dünyasının, özellikle beyaz olmayan oyuncular için ne kadar dar bir koridora dönüştüğünü anlatan Misty Green, Chris Rock’ın sektörle hesaplaşma arzusunun bilmem kaçıncı meyvesi. Bir dönem Emmy kazanacak kadar başarılı olmuş, ama devamını getiremeyip ölen sevgilisinin dul eşi tarafından evinden çıkarılmak üzere olan Misty adında bir aktrisi izliyoruz. Kendisine tanınan yedi günlük süreçte yeni bir ev, yeni bir iş ve yine gülecek bir neden bulması lazım. Hollywood’un bu pek de aydınlatılmayan tatsız yüzü yordamıyla siyah oyuncuların hangi rollere uygun görüldüğünden sektörün nepotizm düzenine, para – sanat arasındaki ilişkilerden medyanın ruh sağlığı haberlerine yaklaşımına, pek çok başlığa da uzanıyor esasında. Ancak pek renkli oyuncu kadrosunun da getirdiği bir kaostan mı bilmiyorum bütün bu fikirleri tek bir hikâyenin etrafında toplamakta güçlük çekiyor yine Chris Rock. Bir noktada Misty’nin hayatını izlemekten çıkıp Rock’ın başımızın etini yemesine geçiyoruz. Hem de birbirinden dağınık stand-up şovlarının formunda… Her biri tek başına ayrı bir filme dönüşebilecek alt hikayeler, ana karakterin mücadelesini gölgeledikçe filmin pili de tükeniyor tabii. Neyse ki Eleazar, bu çorbadan akılda kalan bir performans sağmayı başarmış. Misty’nin kompleks bir kadın olarak algılanmasının yegâne sebebi ortaya koyduğu şahane oyun.


Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Devamını oku
Yorum Yapın

Leave a Reply

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin