Green Book

Green Book

Yönetmen: Peter Farrelly | Oyuncular: Viggo Mortensen, Mahershala Ali, Linda Cardellini, Dimeter Marinov, Mike Hatton, Iqbal Theba, Sebastian Maniscalco, P.J. Byrne, Montreal Miller, Dennis W. Hall, Randal Gonzalez, Maggie Nixon | Senaryo: Nick Vallelonga, Brian Hayes Currie, Peter Farrelly | 130 dakika | Biyografi, Drama, Komedi

Beklentisizliğim sağolsun izledikten sonra salondan hoşnut bir şekilde ayrıldığım Green Book, bu senenin politik okuma yapıldığında sınıfta kalması sebebiyle çokça eleştirilen Oscar filmi olma özelliğini taşıyor. Bayrağı Three Billboards’tan alan yapım, erkek kardeşi Bobby evladını kaybettikten sonra eğlence sektöründen çekilince yoluna tek başına devam eden, komedi geçmişli Peter Farrelly’nin imzasını taşımakta. Altmışların Amerikası’nda güneyde olup bitenlere inat yollara düşen siyahi bir müzisyen ile ona bu yolculukta hem şöför, hem koruma, hem de zamanla dost olan Tony’nin öyküsü o kadar ilginç gelmiş ki ağabey Farrelly’e, uzmanı olduğu janrı bir kenara bırakarak bu biyografiyi perdeye taşımak için kollarını sıvamış. Doksanlı yılların sonlarında gösterime girmiş olsa pekâlâ erkenden büyük kategorilere ağırlığını koyabilecek bir yapısı var Green Book’un. Çünkü kağıt üzerinde asla anlaşamayacak gibi gözüken iki bireyi bir araya getirip, sözde öngörülememiş arkadaşlıklarının zamanla şekillenmesini anlatıyor. Hem de en klişe yollardan… Yalnız adını o dönemdeki siyahilerin güneye inmeleri hâlinde konaklayabilecekleri, yemek yiyebilecekleri yerleri listeleyen bir kitaptan alan yapımda, iki oyuncusunun performanslarından sebep bir Hollywood sihiri mevcut. Zaten mesele sadece ırk olmaktan çıkıp cinsel yönelime vardığında “elini kirletmemek” için acele davranıyor olmasının tamamen ödül kaygısından kaynaklandığını görüyor ve o motivasyona sahip bir filmi izlediğinizin bilinciyle devam ediyorsunuz. Dolayısıyla imitasyon duygulardan kendine deniz yapmış bir işin üzerimde böylesine bir etki yaratmış olması ve hatta kalbime dokunmasının şaşkınlığını yaşıyorum. Bir tarafta SNL skeçlerinden fırlama bir İtalyan, diğer tarafta da şahsına münhasırlığın cılkını çıkartan eksantrik bir adam var. Desenli kaftanlardan şık takımlara geçiş, mübalağadan ötürü anlamlandırılamayan sert prensipler, bir tarla kenarında araba bozulunca pamuk işçilerinin getirdiği farkındalık, karakterlerin tonları farklı faşist eğilimlerinin senaryo içerisindeki tutarsızlığı diye olmamışlardan uzun bir liste çıkarmak mümkün. Fakat Green Book’u iyi yapan haddini bilmesi. Boyundan büyük bir mesaj vermek gibi bir derdi yok. Prestij Müzik sanatçılarının hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye çığırmalarıyla yer aldıkları klip kadar zararsız. Beyazın (gerçi burada beyaza İtalyan olduğu için bir azınlık muamelesi de gösteriliyor) siyahi karaktere ben senden daha siyahım diye naralar attığı ve bu arada en ırkçı düşünce biçimiyle tam tersi olacağı düşünülecekken siyahın da beyaza yol yordam, edep öğrettiği bir manzarada Noel’e adım adım yaklaşıp Oscar’ın altın rengiyle ısınıyorsunuz işte. Bu yolculukta da Mahershala Ali ile Viggo Mortensen, büyük büyük oynadıkları anları bile bir şekilde bütüne asimile ederek seyir keyfini artırıyor. Ama yine de söyleyeyim, Green Book’u sevmemek için bolca sebep bulunmasını da anlayışla karşılarım. Ben yazının başında da belirttiğim beklentisizliğim, daha doğrusu bir enkaz izleyeceğimin inancıyla salona girmemin avantajını yaşadım. Öyle ki iki aktörün de olası zaferlerini büyük bir coşkuyla karşılamak için sezonu bekler oldum. Bir şey daha…. Konunun dışına çıkmak gibi olacak, bana ne oldu yahu? Hangi Polyanna’nın tozu üstüme düştü acaba?
Fesat Mukayese: Green Book > Driving Miss Daisy

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.