Keyfî Drag Race Tekrarı 13×2: Neyin ajanı?

Keyfî Drag Race Tekrarı 13×2: Neyin ajanı?

Hanımlar, beyler, enbyler hepiniz bir kez daha Keyfî Drag Race Tekrarı’na hoşgeldiniz. Kim, nasıl, anlamadım, daha ilk haftadan altı lip sync mi oluyor, bu işte kesin bir bit yeniği var dediğimiz prömiyerin ardından 12. sezonun tutmuş çifte başlangıcı gibi 13. sezonda da benzer bir yola girdik yine. İlk lip synclerin kazananlarına yeteneklerini ve gardıroplarının bir kısmını gösterme fırsatının verildiği şalanjlarla çok net bir biçimde kestik bu sefer yeni serinin kurdelesini. Ama elbette Drag Race’in pasaklı yapımcılarının, yarışmacıların önüne fırlattığı misketlerle donatıldı o spot ışıklı yol. Adım adım konuşmaya başlayalım…

Porkchop Loading Dock‘ta hakikatli bir All Stars-vari elemeyle açtık bölümü. Egosunun kokusu buraya kadar gelen Rosé, out of drag hâline yükselmeye doyamadığım Joey Jay, umarım erken elenir diye gözünün içine baktığım Kahmora Hall, grubun tek siyah queeni olduğunu vurgulayan canımız Tamisha Iman ve buzların kötü makyaj yapan kraliçesi Denali’ye oy çıktı mı çıkmadı bilinmez ancak ilk aşamada Elliott with 2 T’s ile Utica arasında eşitlik oldu. Bu sebeple mevcut pork choplar ikinci kez oy kullandı ve peruğunu kafasına tutturamayan palyaço Utica yerine, henüz olayının ne olduğunu anlayamadığım Elliott with 2 T’s elendi. Pardon elendi demeyelim, sepetlendi.

Elliott’a ne oluyor, 15 dakikacık ünle yollayamazlar, yok artık bu da haksızlık isyanlarımız tabii ki de boşaymış. Missi Pyle’ın ikizi bir anda kendini kazananların arasında buldu ve ikinci bölümdeki yarışa dahil edildi. Kandy Muse ve Tina Burner başta olmak üzere kızçeler nedense bu kadar insanla yarışacaklarını düşünüp anında bu reality show psikolojisine asimile olmuşlar. Çünkü bir “ajan” olabileceğinden de bahsettiler. Neyin ajanı, kimin ajanı? Bir de tek lip sync ile yetenekleriniz mi belli oluyor sayın Kandyciğim Musecuğum? Herkes bu hayalleri kurarak geldi, kısa çöpü çeken sen de değilsin annecim niye böyle kafa ütülüyorsun diye azıcık isyan ettim erken favorime.

Neyse ki gürültü fazla sürmedi ya da en azından ben bir şekilde kafamda bu anlamsız itişme kakışmayı susturdum, bilinmez, hemen ilk mini görevin kollarına attık kendimizi. Gündüzü edepli, gecesi orospu sergisi yapıldı ve az biraz kimin cebinde para var onu öğrenme fırsatı yakaladık. Belli ki Symone her daim alışılmışın dışında bir yerden konseptlerle ilişki kurarak giyinip kuşanacak, Tina Burner camp‘in tadına baktıracak, LaLa Ri düşük bütçeyle Atlanta’nın bağrından hakiki drag’i hatırlatacak, Gottmik sezonun bir numaralı faşon queeni olacak, Kandy Muse büyük beden kızların da her şeyi giyebileceğini kanıtlayacak, Olivia Lux yine aynı şeyi tekrarlamış olacağım ama Valentina kartından beslenecek ve Elliott da… Elliott işte. She’s there. She’s definitely there. 

Miniden maksiye geçişimiz de yine bir önceki sezonda denenen girl group zirvesiyle yaşandı. Yarışmacılar kendi mısralarını yazarak RuPaul’un Condragulations isimli şarkısına eşlik ettiler ve o minik ışıldama anlarında onlara ait olan cümlelerle bir şekilde ufak bir tanıttılar kendilerini. Symone ve Olivia’dan gelen mesajın net olarak geçtiğine şüphe yok. Zaten Ru’nun verdiği karar da bunu kanıtlar nitelikteydi. Ama burada konuşmamız gereken başka biri var: Gottmik. Kız kardeşlerine trans bir erkek olarak açılmadan cinsiyet kimliğiyle alakalı olarak yazdığı şarkısının ifşası ufak bir anksiyete hediye etti canımız Mik’e ve en doğalından bir sendelemeyle açmış oldu bu bölümü. Yani o kadar değerli ki mevzuya nereden girsem bilmiyorum.

LGBTIQ+ görünürlüğünün öneminden bahsederken kendi komünitemiz içerisinde bile ayrımcılığa maruz kalan transların nihayet seslerini duyurabileceği mecralara kavuşuyor olmasının ve kendilerinden feragat etmeden hem klanlarını, hem de cishet bireyleri eğitmek için verdikleri mücadeleyle hadsizce gurur duyuyorum açıkçası. Her kalabalıkta bir azınlık olduğu gibi trans çevreler içerisinde bilhassa erkeklerin ana akım medyada en az kadınlar kadar öne çıkan bir temsilcisini görememekten yakınırken Gottmik’in trans dışlayıcı kastingiyle ilgili eleştirilen RPDR gibi bir yarışmada, hele ki genç izleyicisi bu kadar büyük olan bir platformda bağıra çağıra kullandığı zamirlerden bahsetmesi, göğüs ameliyatını açması ve nasıl bir öncü olduğunun konuşulması çok ama çok değerli.

Mühimliğinden bahsedip Gottmik’in drag’ini de küçümsemek, ikincilleştirmek istemiyorum asla. O yüzden sezonun ilerleyen safhalarında bu tür saptırmalara karşı konuyu ille de kimliğine getirmemeye özen göstereceğim, ki zaten durum ortada. Lame şıklığıyla herkesi ezip geçti sahnede, lip sync sırasındaki heyecanının acısını çıkarır gibi. Tabii orada tek bir star yok. Ru’nun da dikkatleri üzerine çektiği inanılmaz bir yetenekle haşır neşiriz: Symone. Gigi Goode’un kız kardeşi, Shea Coulee’nin gittiği yolda Jaida Essence Hall’un da masaya getirdikleriyle kokteyl yapıp siyah faziletinin altını çizen inanılmaz bir yaratık. Yaratık diyorum; çünkü o da kendini “büyücü kadın” olarak etiketlemeyi pek seviyor malum. Ben gözlerimi bu bölümde de üzerinden alamadım. Hem drag’i, hem de itirafa giriştiği birebir röportajlarında Symone yolculuğunun çok ama çok uzun olacağının sinyallerini veriyor zaten.

Condragulations özelinde bir “I’m That Bitch” heyecanı yaşayamadığımı da itiraf edeyim. Belki üzerinden birkaç kez daha geçince performansları sever, iyice bağrıma basarım. Ancak zayıf halkası çoktu sanki bu şarkılı türkülü yeni Drag Race şovunun. Yetenek bazında ortalamanın geçtiğimiz sezondan biraz daha az olduğunu düşünmeme karşın, belki odada varlığından bahsedilmeyen istismarcı bir fil de olmadığı için, enteresan bir biçimde seyir zevki çok yüksek gidiyor. Bu tempoyu korumaya devam edersek finalde başımız arşa değer diye düşünüyorum. Symone’un taçlandırılacağı finalde diye düzeltmemi yapayım, pardon! Yalnız Gottmik’in hayran kitlesi büyümeye devam ederse ilklerin drag queeni de en yüksek ünvanla buluşabilir pekâlâ.

Son olarak şunu da not düşmek istiyorum, Ru’nun verdiği “Losing is the new winning.” mesajı geçtiğimiz sezonda tam anlamıyla karşılığını bulamamıştı sanki. Ama bu sefer burada bulunmanın, bu fırsatın ne kadar kıymetli olduğunu ve hepsinin buradan uluslararası starlar olarak ayrılacağını çok güzel açıkladı sanki örnekleriyle, twistleriyle. Tabii ki de en nihayetinde karşımızda kurgulanmış bir yarışma programı olduğunun farkındayız. Ancak hayranların kimin kimden önce elendiğine göre yaptığı sıralamaları hiçe sayan bir beyanının her şey tek bir başarısızlıktan ibaret değil diyebilmek ve muhattaplarını da yükseltmek adına kıymeti büyük.

KDRT: Untucked

  • Symonecuyum. Symone! SYMONEE!!!! Önce bir onu aradan çıkaralım.
  • You’ve got star quality. You got it, kiddo.
  • Bu bölümde Tina Burner’dan çok soğudum ben. Nina West değil de Mimi Imfurst çıkıyor sanki içinden.
  • Olivia Lux hakkındaki “yeni Valentina” yorumumu yüz bininci defa tekrarlayacağım. Keşfedilmemiş star kontenjanına yeni biri dahil oldu. Final göremezse Miss Congeniality ödülü için hazırlansın.
  • Kandy Musecuğumuzun kılık konusunda inanılmaz cilalı şeyler seçmesi ama hep konseptten bir iki adım geride, alakasız bir yerde olması umuyorum sorun yaratmaz ileride.
  • Untucked’ın biraz canlılığa ihtiyacı var. Çok sevgi tomurcuğu hâlinde ilerliyoruz. Oda kalabalıklaşınca az biraz kan çıkar umarım.
  • “Break My Heart” harika bir lip sync şarkısı seçimi olmuş. Dula Peep’in Future Nostalgia isimli albümü meğerse 2020’den sağ çıkmama epey yardım etmiş, yeni fark ediyorum. Askerlik, ayrılık, hastalık, çeşitli travmalar, karantina, pandemi, taşınma… Bütün acılardan bu albümle çıkmış. Duyunca canlanıverdim.
  • Ru yine gözlerinden ışık saçıyor farkında mısınız? Mathu’nun gidişinin ardından şovdan aşırı sıkıldığını anlayabiliyorduk hepimiz. Yalnız gelen Emmyler, giderek büyüyen franchise, paracıklar ve başarı onu doyuruyor olsa gerek, ki ilk sezonlardaki formuna geri dönmüş.

Genel sıralamam
⭐⭐⭐⭐: Symone, Gottmik, Kandy Muse
⭐⭐⭐: Olivia Lux, Tina Burner
⭐⭐: Tamisha Iman, Rosé, Joey Jay, LaLa Ri, Utica Queen
: Elliott with 2 T’s, Denali, Kahmora Hall

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. İkizler. Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde okudu. Mesleğini sevemeyince Finans Mühendisliği ve Risk Yönetimi'ne zıplayıp Imperial College ve UCL'de gerekli eğitimlerini tamamladı. Şu an King's College London'da Film Studies masterı yapıyor. Closet kapağını kırdığından beri keyfi yerinde. Çok konuşur, çok çalışır. Artık markasının kutsal tanımamak olduğunu da çözdü. Drag Race tutkunu. Ödül sezonuna bağımlı. Her türlü fobi ve ayrımcılık da bünyesinde kaşıntı yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.