2013’ün En İyi 50 Filmi: #31 – 40

2013’ün En İyi 50 Filmi: #31 – 40

2013’ün bana göre en iyi 50 filmini sıralamaya bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün François Ozon, Woody Allen ve Nicole Holofcener’in filmlerinin yer aldığı onludan başlamıştık. Bugünün 10 filmine geçmeden evvel ben yine Readers’ Choice oylamasının tam gaz devam ettiğini hatırlatmak istiyorum. “Neden izlemeliydiniz?” sorusuna 3 alternatif cevap verdiğim “2013’ün En İyi 50 Filmi” dosyasının ikinci parçasına gelecek olursak…

#40: PARADISE: HOPE (Paradies: Hoffnung)

Yönetmen: Ulrich Seidl

Neden izlemeliydiniz?

  • Ulrich Seidl ile tanışmak için. Ben ne yazık ki kendisine geç keşfeden izleyicilerden biriyim. Özellikle de Paradies üçlemesini izleyince epey bir pişmanlık duydum. O yüzden sezonu kapatmadan eksikleri tamamlamak şart.
  • Üçlemelere takıntılı olduğunuz için. Kimseler Kieslowski’nin Üç Renk üçlemesini sollayamayacak belki; ama Paradies: Liebe, Paradies: Glaube ve Paradies: Hoffnung’a şans vermekte yarar ver.
  • Üçlemenin en zayıf halkasının Hope olduğunu söyleyenleri haksız çıkarmak için. Desteğe ihtiyacım var. Tamam belki Love kadar güçlü değil; ama en azından Faith’in amaçsız manevralarını da takip etmiyor.

#39: DESPICABLE ME 2

Yönetmen: Pierre Coffin ve Chris Renaud

Neden izlemeliydiniz?

  • İlk filmi de çok beğendiğiniz için. Despicable Me’nin birincisini izleyip de ikinciden şikayet edene pek rastlamadım. Hatta açıkça bu filmin diğerinden çok daha iyi olduğunu söyleyebilir miyim?
  • Yaratıcılığı takdir etmekten kendinizi alamadığınız için. Hollywood belki hikaye anlatmakta devrim yaratamıyor; ama söz konusu animasyonlar olunca onların üzerine yok. Evet, Avrupa’da birkaç önemli sinemacı da var; fakat ABD yapımı animasyonların teknolojiyi boşa kullanmadıkları su götürmez bir gerçek.
  • Happy isimli Pharrell Williams şarkısı için. Açıkçası filmin herhangi bir yerinde bu harika şarkının çalıp çalmadığını dahi hatırlamıyorum. Ama şu aralar sürekli dilimde ve bana sarı minyonları hatırlatıyor. Dolayısıyla… İzleyin! Ve tabii dinleyin!

#38: PRINCE AVALANCHE

Yönetmen: David Gordon Green

Neden izlemeliydiniz?

  • Çok da parlak bir yıl geçirmeyen Amerikan bağımsız sinemasının geçtiğimiz seneki sayılı iyi örneklerinden birini görmek için. Benim yalın anlatılmış ve gösterişsiz oynanmış filmlere zaafım var gerçi. Belki de önerimi dikkate almamanız gerekiyordur.
  • Paul Rudd’ın Friends’den bu yana kat ettiği mesafeyi görmek için. Bir gün Jonah Hill gibi “Ciddi oyuncular klübü”ne davet edilir mi bilmiyorum. Fakat Rudd’ı hem komedide, hem de dramada oldukça başarılı buluyorum.
  • Explosions in the Sky müzikleri için. Rica ediyorum. Bundan iyi bir sebep olamazdı herhalde.

#37: THE HUNGER GAMES: CATCHING FIRE

Yönetmen: Francis Lawrence

Neden izlemeliydiniz?

  • Francis Lawrence’ın seriye getirdiği başarılı yorum için. Gary Ross imzalı ilk filmin ağzımızda bıraktığı acı tadı hala unutabilmiş değilim. O yüzden düşündükçe Lawrence’ın yönetimi benim için daha da değerleniyor.
  • Philip Seymour Hoffman için. Evet, daha onu izleyeceğimiz birkaç film daha var gibi gözüküyor; fakat sayısı 10 olsa bile aramızdan erkenden giden Hoffman’a doyabilmemiz mümkün mü?
  • Jennifer Lawrence, 20 yıl sonra hala Hollywood’un en büyük yıldızı iken çocuklarınıza / torunlarınıza “Ben ilk çıktığı zamanları bilirim.” diyebilmek için. Ama Oscar’ı kazanmasın! Neyse buna tahminlerimde uzun uzun değineceğim zaten.

#36: ABOUT TIME

Yönetmen: Richard Curtis

Neden izlemeliydiniz?

  • Richard Curtis’in hala kalbimize dokunabilen hikayeler anlatabildiğini onaylamak için. Bu adam bize Four Weddings and a Funeral, Notting Hill ve Love Actually’yi emanet etti. About Time hiç kaçar mı?
  • Brendan Gleeson’ın oğlu Domhnall Gleeson’ı daha yakından tanımak için. Birkaç seneye İngiltere’nin en önemli oyuncularından biri olacağını hepimiz biliyoruz. O yüzden tanışmakta yarar var.
  • Kahkahalara boğan düğün sahnesi için. 2013’ün en eğlenceli anlarına ev sahipliği yapan düğün, About Time’ın en güçlü anlarından biriydi sanırım. Gerçi ben bana Londra’yı hatırlattığı için Underground’u görünce bile duygulanıp mutlu oluyorum.

#35: FILTH

Yönetmen: Jon S. Baird

Neden izlemeliydiniz?

  • James McAvoy’un muazzam performansı için. Hala beklediğim patlamayı yapamamış olsa da kendi jenerasyonunun en iyilerinden biri olduğuna Atonement’da ikna olmuştum zaten. Filth, ispata ihtiyaç duyanlar için güzel bir seçenek.
  • Trainspotting’in kaşını gözünü özlediğiniz için. Filth zaten Danny Boyle’un alternatif evrendeki ikizi tarafından yönetilmiş gibi duruyor. Jon S. Baird’a ilham kaynağı olduğuna şüphe yok.
  • Edinburgh için. İskoçya? Viski? Çürük dişler? Kimse yok mu?

#34: ERNEST & CELESTINE

Yönetmen: Stephane Aubier ve Vincent Patar

Neden izlemeliydiniz?

  • Elde çok imkan olmadan da muhteşem hikayeler anlatılabileceğini öğrenebilmek için. Daha az evvel Hollywood animasyonlarını övdüm; ama Ernest & Celestine’in hakkı yenebilecek gibi değil. İnsanın eline kağıt alıp sulu boya yapası geliyor.
  • Filmin arkasındaki yaratıcı beyinlere aşık olmak için. Ayılar ve fareler mi? Kimin aklına gelir böylesine tatlı bir fikir, siz söyleyin.
  • Oscar için. Animasyon kategorisindeki beşliyi törenden önce tamamlamak istediğinizi ve zayıf durumda gözükene destek vermek istediğinizi gayet iyi biliyorum!

#33: FROZEN

Yönetmen: Chris Buck ve Jennifer Lee

Neden izlemeliydiniz?

  • “Let It Go”nun olduğu sahneyi Youtube’daki binlerce varyasyonundan sonra bir kez de orijinal haliyle dinlemek için. Artık her yerde karşıma çıktığından içime fenalık geldi; ama Oscar’ı alana kadar şikayet etmemeye devam edeceğim.
  • Disney’in sonunda tamamen kendi stüdyosundan çıkan bir filmle Oscar aldığını bildiğiniz ve bunu hangi filmle başaracaklarını görmek istediğiniz için. Bu siteyi okuyorsunuz, bence oldukça geçerli bir sebep.
  • Kristen Bell’in yenen hakkı için. Tamam, Idina Menzel’i zaten Broadway’i bilen ya da interneti azıcık karıştıran herkes tanıyor. Fakat Veronica Mars’la yıldızlaşan Bell’in sesini de takdir etme zamanımız gelmedi mi?

#32: MUD

Yönetmen: Jeff Nichols

Neden izlemeliydiniz?

  • Matthew McConaughey’nin son iki yılda çektiği 117 filmden birine daha “İzledim.” diyebilmek için. Kaldı ki çok da güzel yazılmış bir senaryosu var. Zaman kaybı diyemezsiniz yani.
  • Jeff Nichols’ın kusursuzluğa yakın filmi Take Shelter’dan sonra ne yaptığını merak ettiğiniz için. Bir ara Michael Shannon’ını tamamen görmezden gelen ödül sezonu için bir Pagan büyüsü öğrenmek şart.
  • Tye Sheridan isimli muhteşem yetenek için. Film bittiğinde tek hatırlayacağınız performans onunki olacak. Tesadüf değil, resmen yeni bir yıldız geliyor.

#31: WE STEAL SECRETS: THE STORY OF WIKILEAKS

Yönetmen: Alex Gibney

Neden izlemeliydiniz?

  • Julian Assange’ın asi ruhuna hayran kalmak için. Kendinizi biraz önemsiz hissedeceğiniz kesin. Yaptıklarını etik bulmasanız da en azından başladığı noktada yaptıkları, daha doğrusu cesaret ettikleri, sıradan şeyler değil.
  • WikiLeaks hakkında bilmediğiniz detaylar öğrenmek için. Bugüne kadar okuduklarımın, ya da okuduğumu sandıklarımın, sadece genel geçer şeyler olduğunu fark ettim. Büyük ihtimalle film bitince internette biraz WikiLeaks araştırması yapacağınız da kesin.
  • Belgeseller adına 2013’ün ne kadar verimli bir yıl olduğunu görmek için. Gerçi bu sırf ben 2013’de çok belgesel izledim diye ortaya çıkmış bir his de olabilir.

***

2013’ün En İyileri
En İyi 50 Film: #41-50
En İyi 20 Kadın Oyuncu Performansı | En İyi 20 Erkek Oyuncu Performansı

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

0 Yorum

  1. ozanutkugezen

    Her ne kadar bayılarak dinlediğimiz The Strokes’un solisti, güzel insan Julian Casablancas’ın adını blog’unuzda görmekten mutluluk duysam da, buradaki Julian “Assange” olacak. Tabii bu çok küçük nokta, yazınızı yine büyük bir zevkle okuduğum gerçeğini değiştirmiyor.

    Yanıt

Bir Cevap Yazın