2014’ün En İyi 50 Filmi: #21 – 30

2014’ün En İyi 50 Filmi: #21 – 30

Benim kişisel fikirlerime göre oluşturulmuş 2014’ün En İyi 50 Filmi listesine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zirveye yavaş yavaş yaklaşırken bugün garip bir şekilde popüler yapımların ağırlıkta olduğu onlu bir gruba denk geldik. Bir yanda Oscar favorileri, bir yanda da birkaç harika bağımsız var. 30. sıraya gelene kadar hangi filmleri karaladığımı sayfanın en alt kısmındaki linklere tıklayarak öğrenebilirsiniz. Geri kalanlarla işe koyulalım bakalım.

#30: THE SKELETON TWINS

Yönetmen: Craig Johnson

Neden izlemeliydiniz?

  • Nothing’s Gonna Stop Us performansı için. Sitenin sağ tarafında yer alan müzikçalarda da bulabileceğiniz bu Starship klasiği Oscar’a aday olmuş, ama ödülü bir başka klasik (I’ve Had) The Time of My Life‘a kaptırmıştı. Bill Hader ise Mannequin filminden hatırladığımız efsane parçayı unutulmayacak bir yorum katıyor.
  • Saturday Night Live hayranı olduğunuz için. Sağolsun, Lorne Michaels’ın komedi okulundan mezun olan isimler bizleri beyazperde ve televizyonda asla yalnız bırakmıyor. Burada da başrolde Bill Hader’la birlikte Kristen Wiig var. Daha ne isteyebilirim ki?
  • Yılın muhtemelen en iyi bağımsızlarından biri olduğu için. Her ne kadar Top 10 listemi çok alternatif bulacak olsanız da bağımsız sinema adına çok zengin bir sene geçirdiğimiz söylenemez. O yüzden The Skeleton Twins bir kat daha değerleniyor gözümde.

#29: UNBROKEN

Yönetmen: Angelina Jolie

Neden izlemeliydiniz?

  • Yapılan eleştirilerin haksız yere olduğunu görmek için. Angelina Jolie ismi anıldığında sanki insanlar kadın gelip baltayla kapılarına dayanmış gibi bir tepki veriyorlar. Halbuki ortada eli yüzü düzgün bir savaş epiği var. Önyargılarımızı aşma zamanı gelmedi mi artık?
  • Jack O’Connell adındaki yetenekle tanışmak için. Skins hayranları olarak kendisine uzun süredir aşinayız. Ama şeytan tüylü O’Connell ile yeni tanışanların sayısı oldukça fazla. Performansından etkilenmeyecek biri olduğuna inanmak istemiyorum.
  • Roger Deakins’in hala Oscar alamamış olmasına hayıflanmak için. Kesinlikle bir cinayet sebebi. Unbroken ile yine Oscar’a aday olmayı başaran bir kez daha ödülü ıskalayacak. Bu usta görüntü yönetmeninin zamanı ne zaman gelecek?

#28: THE AMAZING CATFISH

Yönetmen: Claudia Sainte-Luce

Neden izlemeliydiniz?

  • Kabaca, hava atmak için. Çünkü The Amazing Catfish’i izleyenlerin sayısı oldukça az ve o minik kalabalıktan da filmi beğenmeyen pek kimseler yok. Yani şimdiden kalburüstü bir yapım izleyeceğinizin garantisini verebiliyorum.
  • Claudia Sainte-Luce’nin sektöre girişini kutlamak için. Evet, The Amazing Catfish bu yılın ilk filmlerinden bir diğeri. Üstelik özenle yazılmış, çekilmiş ve oynanmış mütevazı bir iş.
  • Wendy Guillèn’in performansı için. Filmin asıl odak noktasının Ximena Ayala olduğunu bilsem de Guillèn’in varlığı bana kalırsa The Amazing Catfish’e çok katıyor. Filmin o samimi ve tasasız halinin güzel bir örneği aslında performansı.

#27: EDGE OF TOMORROW

Yönetmen: Doug Liman

Neden izlemeliydiniz?

  • Bu senenin en iyi kurgulanmış filmlerinden biri olduğu için. Asla izlemeye doyamadığımız bir konusu var aslında Edge of Tomorrow’un. Yakın tarihte Looper’da da benzer temalar mevcuttu. Fakat karşımızda yine uygulamada değerlenmiş bir proje var. Es geçilebilecek gibi değil.
  • Emily Blunt’ın varlığı için. Bugüne kadar aşık olmadıysanız bile “Grind On Me” isimli şarkıyla izlenilmesini önerdiğim o şınav sahnelerinde koltuğunuzdan düşmek suretiyle yeni bir sevdaya yelken açacaksınız. Şimdi aklıma gelince yine tüm beyin fonksiyonlarım beyaz bayrak çekti.
  • Christophe Beck’in başarılı müzikleri için. Bu tür yapımlarda kendini ön plana atmaya çalışan bol desibelli bestelere o kadar alıştık ki, Beck’in dikkat çekmek için uğraşmayan melodileri inanılmaz bir rahatlık veriyor. Hem izleyin, hem de sonrasında albümü edinip dinleyin derim.

#26: THE FAULT IN OUR STARS

Yönetmen: Josh Boone

Neden izlemeliydiniz?

  • Ağlamak için. Kusura bakmayın ama beni totalde yarım saatliğine hayattan çekip alarak delice gözyaşlarına boğan filmlere mesafeli duramıyorum. Entellektüel beklentiler söz konusu olduğunda The Fault in Our Stars inanılmaz kusurlu bir proje. Ama AĞLADIM! Ve her zaman dediğim gibi beni ağlatan film, karnımı doyurandır.
  • Ansel Elgort ile tanışmak için. Robert Pattinson deliliğinden sonra artık elimizde yeni bir ergen rüyası var. Genel yakışıklılık standartlarının dışında kalan patates suratına rağmen ekran karizmasına sahip, sempatik bir aktör Elgort. Sonraki hamlelerini merakla bekliyoruz.
  • Laura Dern bu sene bir değil, iki iyi performans sunduğu için. Her ne kadar Oscar’a Wild ile aday olsa da The Fault in Our Stars’daki anne olarak kalbimizi yerinden söküp alıyor Dern. Keşke her yıl birkaç film çekse de bizi yeteneklerine hasret bırakmasa.

#25: INTERSTELLAR

Yönetmen: Christopher Nolan

Neden izlemeliydiniz?

  • Bu yılın sinema olayı olduğu için. İster sevin, ister sevmeyin Christopher Nolan’ın yaptığı her film senenin en çok konuşulan işlerinden birine dönüşüyor. Üstelik Interstellar ortalamanın epey üzerinde olan işlerinden.
  • Hans Zimmer’ın müzikleri için. Borazanları bir kenara bırakıp yeni denizlere yelken açan Zimmer, Nolan’la kafa kafaya verip yepyeni bir ritm tutturmuş. Filmin müzikleri sadece bu yılın değil, son dönemin en iyilerinden.
  • Matt Damon ve Michael Caine için. Her ne kadar filmi sevsem de dala geçecek materyallere de ihtiyacım var. O yüzden hayatınızdan birkaç saniye çalarak buradan Matt Damon’ın Force Majeure ekibine katılmasını gerektiren berbat ağlama sahnesini ve Michael Caine’in bir türlü yaşlanmayıp ölüm döşeğinde o şiiri 100. defa hatırlatmasını saygıyla anıyorum.

#24: THE IMITATION GAME

Yönetmen: Morten Tyldum

Neden izlemeliydiniz?

  • Benedict Cumberbatch’in sonunda rol yapabildiğini görmek için. Kariyerinin şu ana kadar olan kısmında sürekli aynı adamları canlandıran Cumberbatch, The Imitation Game’de de yine “zeki garip çocuk” kostümüne bürünmüş ama bu sefer karakterin sadece güçlü yanlarını görmekle yetinmiyoruz. Cumberbatch ilk kez risk alıyor.
  • Alexandre Desplat’nın kolay kolay zihninizden çıkmayacak besteleri için. Çağımızın en yetenekli adamlarından biri. Umuyorum karşısına çıkacak doğru bir projeyle Oscar almayı da başarır. Çünkü her daim kusursuzluğa oynayıp evine eli boş dönmesi can sıkmaya başladı.
  • Filmle ilgili yaratılmaya çalışılan tartışmalarda tarafınızı belirlemek için. Her filmi tarihsel gerçeklik üzerinden inceleyen kalabalığa mı katılacaksınız, yoksa The King’s Speech’in 2014 versiyonunu izlermiş gibi arkanıza yaslanıp keyif mi alacaksınız?

#23: KÖKSÜZ

Yönetmen: Deniz Akçay

Neden izlemeliydiniz?

  • Türk Sineması’ndan umudu kesmemek gerektiğini görmek için. Köksüz inanılmaz bir gözlem yeteneğine sahip olan ellerden çıkmış besbelli. Ercan Kesal ve sigarası etrafında dönen bağımsız yerli sinemada üç boyutlu kadın karakterlerin de var olabileceğini hatırlatıyor.
  • Ahu Türkpençe’nin performansı için. Hatırlarımızda Esma Kozan/Arhan olarak yer edinen Türkpençe’yi uzun zamandır doya doya izleyememekten şikayetçiydim. Köksüz neyse ki imdadıma yetişti.
  • Final sahnesi için. Tabii ben Köksüz’ün 180 dakika sürmesine razıydım, ama tam zamanında yapılan finaliyle Deniz Akçay’ın işinin ehli olduğunu bir kez daha anlıyorsunuz. Türkpençe ve annesini canlandıran Lale Başar sayesinde film o son düğün kısmında yükselerek nirvanayla buluşuyor.

#22: BEGIN AGAIN

Yönetmen: John Carney

Neden izlemeliydiniz?

  • Filmdeki şarkılar için. Once’ın yaratıcısı John Carney bu sefer de Lost Stars, Take Me If You Wanna Go Home, Like a Fool, No One Else Like You derken yine dillerimize pelesenk olacak bir sürü şarkı emanet etmiş bizlere. Benim izlememin üzerinden 5 ay geçti; ama henüz şarkıları söylemeyi bırakamadım.
  • Keira Knightley’ye olan nefretimizi azaltmak için. A Dangerous Method’da Eddie Murphy’nin Norbit’te gösterdiği cesaretin bir benzerine göstererek retinalarımızı paramparça eden Knightley, ilk kez itici olmamayı başarmış. Hollywood için küçük, ama anoreksili Knightley için büyük bir adım.
  • Çift girişli kulaklık aparatıyla tanışmak için. 2008’den beri hayatımda olan bu zamazingonun bendeki duygusal yerinin böylesine büyük olduğunu Begin Again’den sonra anladım. Hala keşfetmeyenlere olası yeni ilişkiler ve dostluklar için şiddetle tavsiye edilir.

#21: LEVIATHAN

Yönetmen: Andrey Zvyagintsev

Neden izlemeliydiniz?

  • Nasıl senaryo yazıldığını öğrenmek için. Zvyagintsev’in filminin pek çok güçlü yanı var, ama tabii asıl kuvvetini hikayesinden alıyor. Hem böyle iğneleyici, hem de bunu belli etmeden belli bir naiflikle yapıyor olması herkesin harcı değil. Attığı sillelerin hepsi surat parçalıyor.
  • Mikhail Krichman’ın sinematografisi için. Her anlamda içeriği sebebiyle Nuri Bilge Ceylan filmleriyle karşılaştırdığım Leviathan’da bir NBC – Gökhan Tiryaki ortaklığı var. Zvyagintsev’in birlikte çalışmaktan vazgeçmediği görüntü yönetmeni Mikhail Krichman burada da harikalar yaratmış.
  • Eski Rus bakanlarının resimlerinin ortaya çıktığı o sahne için. Bu yıl başımıza gelen en güzel şeylerden biri. Ayrıca ağır tempoda ilerleyen Leviathan’a nefes aldırıp ince mizahıyla ufak bir ayar çekiyor.
2014 Yazıları
2014'ün En İyi 50 Filmi: #31-40 | #41-50
Oscar Boy Ödülleri: Adaylar | Kısa Listeler

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

1 Yorum

Bir Cevap Yazın