Eleştiri

Backrooms | Korkunun Yeni Labirenti

tarihinde yayınlandı.

★★★½

Ari Aster, Robert Eggers ve David Robert Mitchell gibi isimlerin öncülüğünde, korku sinemasına yönelik algının değişimi sürüyor. Üstelik bu yükseliş her ne kadar önlenemez olsa da öngörülemez değil. Türün tematik çeşitliliğe ve farklı okumalara izin veren yapısının sunduğu zenginliğe sadık takipçileri zaten uzun zamandır hakimdi. Nihayet seyircinin de bu potansiyeli fark etmesi ve gişede karşılığını bulması, stüdyoların türe daha istekli yaklaşmasını sağladı. Böylece genç sinemacılar da çekinmeden kariyerlerine korku sinemasıyla başlayabiliyor artık. Jane Schoenbrun, Zach Cregger ve Curry Barker derken kendi sinema dilini korku türü üzerinden kuran yönetmenlerin sayısı giderek artıyor. Henüz 21 yaşındaki Backrooms‘un arkasındaki isim Kane Parsons’ı da bu listeye rahatlıkla ekleyebiliriz elbette. Parsons’ın hikâyesi, okyanusun öte yakasından çıkan Phillippou Kardeşler’inkine benziyor biraz. YouTube kanalında yayımladığı, floresan ışıklarının adeta ruhunuzu emdiği sapsarı odalarda geçen Backrooms videolarını bu kez uzun metrajın imkânlarıyla yorumluyor Parsons. Film, bir terapist (Renate Reinsve) ile mimar olma hayalini geride bırakıp bir mobilya dükkânı işleten danışanı Clark’ın (Chiwetel Ejiofor) seansıyla açılıyor. Clark kısa süre sonra mağazanın arka odalarında gizemli bir portal keşfediyor. Reklam çekimi için orada bulunan küçük ekibin kamerasını da fırsata çevirerek, varlığını anlamlandıramadığı bu geçidin ardına geçiyor. Böylece zaten yetersizlik ve başarısızlık duygularıyla kuşatılmış zihni, çok daha karanlık ve uçsuz bucaksız dehlizlere sürükleniyor.

Backrooms

Minicik bir bütçe ve özgün bir fikirle başarıya ulaşan pek çok korku yönetmeni gibi Kane Parsons da kısa sürede türün devrim niteliğindeki köşetaşlarından The Blair Witch Project ile aynı nefeste anılmaya başladı. Ne var ki, kâğıt üzerindeki rakamların ötesinde bu iki film arasında belirgin bir benzerlik bulmak güç. Backrooms‘un kasıtlı biçimde ham ve ilkel bir ürkütme arzusu yok. Aksine, yoruma açık bir dünyanın kapılarını aralayarak konseptine yükleyeceğiniz anlamlar konusunda seyirciyi cesaretlendiren bir film. Belirsiz atmosferinin merkezinde ise bilincimizin çocuklukta ürettiği, rüya vari bir düzlem yer alıyor. Doksanlarda geçen hikâyenin ikinci yarısında ağırlığı artan terapist tarafından çocukluğunda zihninde şekillendirdiğini ama adını koyamadığını zamanla anladığımız arka odalar, bir yandan da kolektif bir kâbusu cisimleştiriyor. Aralarında doğrudan bir bağ bulunmayan hayal güçlerimizin böylesine ortak bir çıkmaz yaratabilmesi, çaresizlik ya da düpedüz çıkışsızlık hissinin insan zihninde benzer yansımalar ürettiği savıyla ilerliyor film.

David Lynch’in neredeyse tüm filmografisiyle akrabalık kuran bu yaklaşımda, hatıraların zamanla bazı ayrıntıları yeniden üretip kimliksizleştirmesi, onları özgün biçimlerinden uzaklaştırması Kane Parsons’ın asıl meselesi. Filmin her anı bunu hissettiriyor. Ancak üzerimizde iz bırakan bir rüyayı başkasına anlatmaya çalışırken saçmalıkları arasında kaybolma hâlinin, günümüz yapay zekâ teknolojileri üzerinden okunabilecek başka bir tarafı da var. Parsons, gerçekliği sürekli şaibeli kalan evrenini bilim insanlarının gözünden de göstererek bu yoruma bilinçli biçimde alan açıyor. Tıpkı kendisine verilen bir görseli bulanıklaştıran, uzuvları kimi zaman eksiltip kimi zaman çoğaltan ya da ancak temel bir fikirden hareketle yeni varyasyonlar üretebildiği için başlangıç noktasına hem sadık hem de bir o kadar yabancı kalan üretken yapay zekâ algoritmaları gibi, Backrooms da kendi matematiğini bu bozulma hissi üzerine kuruyor. Elindeki veriyi her kopyalayışta kaynağından biraz daha uzaklaşan bu sistemle kurduğu paralellik, Backrooms‘u yalnızca güncel değil, aynı zamanda çağının ruhunu yakalayan bir korku filmine dönüştürüyor.

Backrooms

Tüm bunlara ilaveten, Backrooms korkuyu hiçbir zaman yalnızca karşılaşılacak bir canavara ya da çözülecek bir gizeme indirgemediği için de ayrıksılaşıyor. Parsons’ın inşa ettiği labirent, fiziksel olduğu kadar zihinsel. Çocukluğun kesik hatırlanan köşeleriyle dijital çağın sürekli yeniden üretilen görüntüleri aynı mekânda birbirine karışıyor. İzledikten sonra akılda kalan şeyin, oraya daha önce gitmiş olabileceğinize dair açıklayamadığınız bir his olması da filmin en büyük gücü. Çevrimiçi hayatlarımıza da sirayet etmiş bir efsaneyi alıp onu yalnızca büyütmek yerine çağdaş kaygılarla yeniden şekillendirmesi, Kane Parsons’ın neden bir anda korku sinemasının en heyecan verici yeni isimlerinden biri olarak görüldüğünü açıklamak için yeterli. Kimi yerlerde bu fikri uzun metraja yaymakta zorlandığı, hatta gizemini açıklamaya çalıştığı anlarda (seyircisine yeterince güvenmeyen pek çok film gibi) etkisini azalttığı da oluyor elbette; ama buna rağmen Backrooms, deneyim sinemasının korku cephesinde yeni bir kırılma anı olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor.

Backrooms

Yönetmen
Kane Parsons
Senaryo
Will Soodik
Kane Parsons
Süre
110 dakika
Ülke
ABD
Tür
Korku • Gerilim • Bilimkurgu
Oyuncular
Chiwetel Ejiofor
Renate Reinsve
Mark Duplass
Finn Bennett
Lukita Maxwell
Avan Jogia
Robert Bobroczskyi
Krista Kosonen
Ember Ambrose

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Devamını oku
Yorum Yapın

Yorum yazın...

Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin