The Leftovers – 1. Sezon

The Leftovers – 1. Sezon

Justin Theroux
Justin Theroux

Son dönemde filmler kadar dizilere de ağırlık vermemin tek sebebi televizyonun altın çağına girmiş olması. Bunun doğruluğunu her yerde zikredilmesinden değil, izlediğiniz dizilerin sayısı arttıkça fark ediyorsunuz. Genelde 120-140 dakika arasında seyreden filmlere nazaran karakterlerini tanıtmak için çok daha uzun süreleri olan ve sezonlar içerisinde de anlattıkları insanların fiziksel ya da manevi yolculuğunu en ince ayrıntısına kadar anlatabilen projeler hepsi. Bu da onlara bir avantaj sağlıyor tabii. Fakat The Sopranos’un HBO’da pek çok drama yazarına açtığı yolla birlikte 2000’li yılların ikinci yarısında TV iyice yükselişe geçti. Mad Men, Breaking Bad, The Good Wife, Boardwalk Empire gibi muazzam bir şekilde yazılıp yönetilmiş ve oynanmış şovlar dizilere olan bağımızı daha da kuvvetlendirdi. 2014 yazı da artık üç aylık sezon aralarında bile birden fazla kaliteli dizinin ekrana gelebileceğinin en güzel kanıtıydı. Ben de izninizle son dönemde başlamış en iyi yeni diziyi, geçtiğimiz Pazar günü sezon finalini yapan kusursuz The Lefovers’ı, tlevizyonun en bereketli dönemine yakışan kalburüstü bir HBO yapımını yazacağım.

The Leftovers’ın arkasında finalinden memnun olmasanız da, ki bence finali olağanüstüydü, yıllarca bizi ekrana kilitlemiş olan Lost’un arkasındaki deha Damon Lindelof var. Lakin hikayenin çıkış noktası Tom Perrotta’nın aynı adlı romanı. Özeti okunduğunda insanda The 4400 ve Les Revenants karışımı bir şey izleyecekmişsiniz hissi yaratsa da The Leftovers saydığım bu iki diziden hem kat kat üstün, hem de apayrı bir perspektife yer veriyor. Dizi, dünya üzerinden pek çok insanın aynı anda kaybolması sonrası olanları anlatıyor. İlk bölümde bu açıklanamayan kayıbın üçüncü yıldönümünü izliyoruz hatta. Fakat klişelerle pek haşır neşir olmayı sevmeyen The Leftovers, gidenlerin gidiş sebeplerini bilimkurgu yollarında sorgulamak yerine geride kalanların trajik hayatlarını anlatıyor. Merkezinde ise dört bir yana dağılmış Garvey ailesi var. Polis şefi Kevin (Justin Theroux), bu büyük kayıbın ardından kendini beyazlara bürünüp sürekli sigara içen tarikata adamış karısı Laurie (Amy Brenneman) ve oğlu Tom (Chris Zylka) ile kızı Jill (Margaret Qualley) oluşturuyor Garveyler’i. Ama dediğim gibi hepsi bambaşka yönlere gitmiş ve aynı çatı altında yaşasalar bile farklı sorunlarla muhattaplar.

Amy Brenneman ve Ann Dowd
Amy Brenneman ve Ann Dowd

The Leftovers’ın en güzel yanı hikayenin devamlılığını kafayı takmadan karakterlerini büyük bir sabırla tanıtması. Mesela ilk bölümden hemen sonra henüz diğerlerine ısındığımız kadar alışkanlık yaratmayan Matt’in (Christopher Eccleston) yaşadıklarına değindi. Sonra sezonun bir yerinde canlandırdığı Nora Durst karakteriyle harikalar yaratan Carrie Coon’a odaklandıkları bir bölüm izledik. Sezon finalinden iki hafta evvel yayınlanan dokuzuncu bölümde ise tüm kasabanın o açıklanamaz kayıbına hep beraber şahit olduk. Bir diğer artısı ise depresif olmadan depresyonu açıklayabilme yetisi. Gerçek hayatta ünlü aktris Andie MacDowell’ın kızı olan Margaret Qualley ile senaristler harikalar yaratıyor. Artık özellikle beyazperdedeki melankoliye bulanmış depresyon tanımlarından o kadar sıkılmışız ki, bu daha yenilikçi ve gerçekçi ifade biçmi empati kurmanızı kolaylaştırıyor. Her cümlenin altına düşünülmüş ayrıntılar yerleştirilen dizi bu sebeple de tekrar izlendiğinde daha büyük keyif veriyor. Her bölümde birkaç adım daha ilerlediğini de söylememe gerek yoktur sanıyorum.

Dizideki varlığı beni pek alakadar etmese de izleyici sayısını arttırmasına katkısı olduğu için Liv Tyler’ın adını anmak da şart. Tıpkı Christopher Eccleston gibi henüz amacını tam olarak belli edemeyen bir karaktere hayat veriyor. Umuyorum son dakikada alınan ikinci sezon onayı Liv Tyler’ın ana öyküdeki yerini bulmasına yardımcı olur. Kadroda herkesin muazzam performanslar sunduğunu da eklemek istiyorum ayrıca. Mesela Justin Theroux’nun bu kadar yetenekli olduğunu hiç bilmiyordum. Bugüne kadar Mulholland Drive haricinde pek de ilgimizi çekemeyen aktör, bana kalırsa önümüzdeki yılın Emmyler’i için aday olması durumunda çok büyük bir tehdit oluşturacak. Bu arada unutmadan Ann Dowd’ın da adını eklemeliyim. Compliance ile adını ezberlettiren Dowd, True Detective ve Masters of Sex’den sonra bir kez daha karşımızda. Hem de kilit karakterlerden birini canlandırıyor. Her daim başarılı olduğu için burada da hayranlığımızın pekiştiğini söylememe gerek yoktur umarım. Bir de unutmadan, müzik kullanımında bu kadar iyi bir başka dizi gelmedi sanırım ekranlara.

Margaret Qualley
Margaret Qualley

Bana kalırsa The Leftovers, zayıf bir sezon geçiren Masters of Sex’in sağladığı avantajla, 2014/15 sezonunun şimdilik en iyi draması. Daha ilk bölümden dizinin biletini kesip kendi yoluna gidenlere diyecek bir şeyim yok. Açıkçası neyi beğenmediklerini anlamakta güçlük çekiyorum. Tek söyleyebileceğim The Leftovers’ın TV’deki dramalar arasında bölüm senaryolarıyla zirveye oynadığı ve bu yükselişin de kolay kolay sona ermeyeceği. Twitter’da yaz boyunca çok tekrarladım, bir de burada söyleyeyim: The Leftovers’ı izlemeyen çok şey kaybediyor. Umuyorum yayın hayatı uzun soluklu olur ve Lindelof ile ekibi sıradan televizyon izleyicisinin cevap alma obsesifliğini kafasına takmadan yoluna devam eder. Varsın Lost’un finalini beğenmeyip, sırf önyargıları sebebiyle The Leftovers’a başlamasınlar. Bizbize de mutlu olmaya zaten çoktan alıştık.

En İyi Bölüm: The Garveys at Their Best (Bölüm 9)
Sezon Boyu Spotlight Ödülü: Justin Theroux (Kevin Garvey)
Sezon Notu: A+

Yazar Hakkında

1990 doğumlu. Queer. İkizler. 2009 yılında esas odağı ödül sezonu olan Oscar Boy'u kurdu ve 2014'ten beri de O Podcast'in moderatörlüğünü yapmakta. Drag Race tutkunu, içerik oburu, lubunyaların dostu, fobiklerin düşmanı.

Bir Cevap Yazın