Kısa Eleştiri
Üç Film Birden | The Sheep Detectives, No Good Men ve Remarkably Bright Creatures
İzlediklerimi yazarak eritme şenliği Üç Film Birden köşesinde bu kez platformlardan ulaşabileceğiniz üç yapımı bir araya getirdim. İlk durak, Prime Video’da sessiz sedasız izleyicisini bulan The Sheep Detectives. Herkesi kolayca tavlayabilecek sıcak formülüne rağmen bende neden karşılık bulmadığını anlatacağım. Ardından, Oksijen için yönetmeni, senaristi ve başrol oyuncusu Shahrbanoo Sadat’la röportaj yaptığım, MUBI’de izlenebilen Berlin açılış filmi No Good Men‘e geçeceğim. Emmy adayları arasına girmeyi başaran Netflix filmi Remarkably Bright Creatures ile de yazıyı kapatacağım. Hazırsanız başlayalım.
THE SHEEP DETECTIVES | Meeee

Yönetmen: Kyle Balda | Oyuncular & Seslendirenler: Hugh Jackman, Nicholas Braun, Nicholas Galitzine, Molly Gordon, Hong Chau, Emma Thompson, Julia Louis-Dreyfus, Bryan Cranston, Chris O’Dowd, Regina Hall, Patrick Stewart, Bella Ramsey, Rhys Darby, Brett Goldstein | Senaryo: Craig Mazin (uyarlama), Leonie Swann (roman) | Birleşik Krallık, ABD | 109′ | Komedi, Fantastik, Gizem
Knives Out’un kuzulu versiyonu olarak kabaca özetlenebilecek The Sheep Detectives, Leonie Swann’ın 2005 tarihli romanından uyarlanan bir polisiye komedi. Türün tüm karakteristik özelliklerini alıp çobanları öldürülen, aklı bir karış havadaki bir koyun sürüsünün tüm dikkatini toplayarak çözmeye çalıştığı bir cinayeti anlatılıyor filmde. Julia Louis-Dreyfus ve Bryan Cranston gibi televizyon devlerinin başını çektiği seslendirme kadrosu eşliğinde, hiçbir şeyden anlamamalarına rağmen oradan buradan duyduklarıyla zaman içinde kendilerini geliştiren ve çözüme adım adım yaklaşan koyunları izliyoruz. CGI efektleri sayesinde kişilik kazanan hayvanların şapşallıklarına gülmemek neredeyse imkânsız. Bir de filmin Hugh Jackman’ı bir pazarlama kozu gibi kullanıp daha ilk dakikada öldürmesi, mizah anlayışına ve hedeflediği tona çok yakışıyor. Ancak bu güldürünün içinde polisiye tarafının emanet gibi hissettirdiği de bir gerçek. Hikâye giderek Tavuk Suyuna Çorba’yı andıran bir duygusallığa savrulurken, efektlerle yaratılmış canlılara acımamız için yapılan hamleler, o dijital parlaklığın da etkisiyle bende pek karşılık bulmadı. Buna rağmen, görsel olarak çok etkileyici olmayan ama insani duyguların üzerine basa basa ilerleyen bu filmin, yılın görece boş geçen ilk yarısında böylesine ilgi görmesine de şaşırmıyorum.
NO GOOD MEN | Kabil’de Romantizm

Yönetmen & Senaryo: Shahrbanoo Sadat | Oyuncular: Shahrbanoo Sadat, Anwar Hashimi, Liam Hussaini, Torkan Omari, Fatima Hassani | Danimarka, Fransa, Norveç, Almanya, Afganistan | 103′ | Komedi, Romantik
76. Berlin Film Festivali’nde başta jüri başkanı Wim Wenders’ın açıklamaları olmak üzere, siyasi tartışmaların geri plana itilmeye çalışılması sinema çevrelerinden sert tepkiler almıştı, hatırlarsanız. Oysa prömiyerini Berlin’de yapan filmleri izledikçe, güncel meselelerle doğrudan temas kuran, politik damarı güçlü bir seçkiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Festivalin açılışını yapan ve MUBI’de gösterime giren No Good Men de bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Afganistanlı sinemacı Shahrbanoo Sadat’ın kendi deneyimlerinden beslenen otobiyografik filmi, 2021’de Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinden hemen önceki günlerde geçiyor. Eşiyle fiilen yollarını ayırmış, çocuğunu tek başına büyüten ve bir haber kanalında kameraman olarak çalışan Naru’yu da Sadat bizzat canlandırıyor. Afganistan’dan çıkan filmler çoğu zaman benzer manzaralara ve hayatta kalma hikâyelerine yaslandığı için No Good Men, bu kalıpların dışına çıkmayı başarmasıyla her açıdan ayrıksı duruyor elbette. Ülkesinde temel hakları sistematik biçimde elinden alınan kadınların sesi olmaktan çekinmeyen Sadat, feminist söyleminin yanı sıra bütün bu karanlığın içinde gerçekten “iyi” bir erkeğin var olabilme ihtimalini de sorguluyor. Ancak tüm bu ilkler, istemeden devrim niteliği kazanmış zararsız jestler olmanın ötesinde pek bir şey ifade ediyor diyemem. Hatta finalde çizilen Afganistan tasvirinin, yer yer Batılı bir bakışın süzgecinden geçmiş gibi durduğu da söylenebilir.
Bu yazının ilk versiyonu 3 Temmuz 2026 tarihinde Oksijen’de yayımlanmıştır. Metin, Oscar Boy için kısaltılarak yeniden düzenlenmiştir.
REMARKABLY BRIGHT CREATURES | Formül Akvaryumu

Yönetmen: Olivia Newman | Oyuncular: Sally Field, Lewis Pullman, Alfred Molina, Joan Chen, Kathy Baker, Beth Grant, Sofia Black D’Elia, Colm Meaney | Senaryo: Olivia Newman, John Whittington (uyarlama), Shelby Van Pelt (roman) | ABD | 101′ | Drama, Komedi
Bu sezon CGI ürünü hayvan içeren uyarlamalardan kurtulamıyoruz ne yazık ki. Netflix’in ödüllü belgeseli My Octopus Teacher‘ın attığı bir kazık gibi görünen Remarkably Bright Creatures da Alfred Molina’nın seslendirdiği bir ahtapot eşliğinde, kocasını ve oğlunu kaybetmiş bir akvaryum temizleyicisiyle hiç tanımadığı babasını bulmak için bu küçük kasabaya yolu düşen bir gencin hikâyesi üzerinden bizi salya sümük ağlatmaya çalışıyor. Sally Field’ın kariyerine bir Emmy adaylığı daha eklemesine yardımcı olan yapım, tadının tamamını Netflix’in izleyiciyi ekrana kilitlemeye çalışan algoritma filtresinden geçtiği için kaybetmiş gibi. Karakterlerle bağ kurabileceğimiz her anda kamera oyuncuların yüzüne iyice sokuluyor, aynı duygular ve aynı meseleler tekrar tekrar dillendiriliyor. Ahtapotun akvaryum hayatından duyduğu bıkkınlık da aynı diyaloglar ve benzer sahnelerle defalarca prova ediliyor. Yetmiyor, hafızamız bu akvaryumda sergilenen bir palyaço balığından farksızmış gibi, elindeki gitarı tıngırdatmak için fırsat kollayan Lewis Pullman uzaklara buğulu buğulu bakıp aynı tasaları farklı kelimelerle yeniden ifade ediyor. Benim artık bu Netflix eli değmiş çorbalara tahammülüm kalmadı. Emmy yarışında eksiğiniz kalmasın istiyorsanız önerebilirim anca.
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.



















