TV
Ben Hepsini İzledim: BBC (Kanal Turu #1)
Bugün Oscar Boy sayfalarında yeni bir yazı serisi başlıyor. 31 Mayıs’ta sona erecek Emmy değerlendirme takvimine sadık kalarak hazırladığım kendi televizyon ödüllerime bir nevi ön çalışma bu. Türkiye’de dizilerin neredeyse tamamını yakalayıp yazmakla uğraşacak başka bir manyak yoktur diye düşünerek oturuyorum klavyenin başına. Bu seride kanal kanal, platform platform dolaşacağız. Hem önerilerde bulunacağım hem de ödül sezonunda adını duyduğunuz işlere yabancılık çekmemeniz için küçük bir rehber sunacağım. Sezon boyunca yazdığım diğer uzun yazıları da yeri geldikçe linklemeyi ihmal etmeyeceğim. O Podcast kanalındaki solo çalışmam Biricik Emmycik’in dinleyicilerine de tanıdık gelecek bir rota bu. Başlangıç noktası olarak da BBC’yi seçiyorum. Öhöm öhöm… BBC. Neyse.
Jane Austen evreninden türeyen bir roman uyarlaması The Other Bennet Sister, annelik rolünün kadınlara yüklediği ağırlığı kurcalayan Babies ve Türkiye’de TV+ üzerinden izlenebilen Blue Lights hakkında konuşmadan evvel sezondaki iki BBC işime daha değinmek istiyorum. İlki, aylar önce yazdığım What It Feels Like for a Girl. Küçük bir kasabada, toksik erkekliğin kitabını yazmış bir babayla büyüyen, hem bedenine hem çevresine yabancı bir gencin hikâyesi üzerinden coming of age kalıplarını trans deneyimle yeniden kuran bir mini dizi bu. O yazıda uzun uzun övmüştüm ama ne kadar dikkatinizi çekebildim emin değilim. Kaçırdıysanız mutlaka bir şans verin. Bir diğeri ise Shifty. Montaj belgeselleriyle tanıdığımız Adam Curtis’in beş bölümlük bu çılgınlığında, bir ulusun medya etkisiyle nasıl geçmişin gölgesine hapsolduğu anlatılıyor. Thatcher sonrası tahribat, bireyciliğin yükselişi ve son yarım asırlık çöküşe dair oldukça özgün bir analiz.
Şimdi gelelim günün esas konuklarına, bu serinin ilk fedailerine. Buyursunlar…
THE OTHER BENNET SISTER | Gurur, Önyargı ve Çirkin Ördek Yavrusu

Yaratıcı: Janice Hadlow (roman), Sarah Quintrell, Maddie Dai (uyarlama) | Oyuncular: Ella Bruccoleri, Dónal Finn, Laurie Davidson, Lucy Briers, Tanya Reynolds, Richard E. Grant, Richard Coyle, Indira Varma, Ryan Sampson, Poppy Gilbert | 1 Sezon (10 Bölüm)
Wikipedia’daki “2026 in British Television” sayfasını en çok ziyaret edenlerden biri olarak, adını gördüğüm günden beri izlemek için gün sayıyordum The Other Bennet Sister’a. BBC’nin eski yöneticilerinden Janice Hadlow’un aynı adlı romanından uyarlanan bu romantik komedi, Jane Austen klasiği Gurur ve Önyargı’nın Bennet kızları arasından geleneksel güzellik normlarına en az uyan, evin sözde “çirkin ördek yavrusu” Mary’yi merkezine alıyor. Tüm kız kardeşleri uygun kısmetlerle evlendikten sonra, annesinin eksikliklerini yüzüne vurduğu Mary soluğu Londra’daki dayısının evinde alıyor. Orada çocuklara öğretmenlik yaparken hayatına giren iki erkek, Mary’nin yalnızca romantik anlamda değil, kendiyle kurduğu ilişki açısından da yeni bir kapı aralıyor.
The Other Bennet Sister risksiz ama ne yapmak istediğinin son derece farkında bir iş. BBC’nin alışık olduğumuz sınırlarını zorlamadan, klasik İngiliz mizahını hafifçe modernize edip 19. yüzyıla taşıyor. Başrolde Ella Bruccoleri çok isabetli bir seçim. İzlediğimiz iki potansiyel aşk olarak Dónal Finn (The Wheel of Time) ve Laurie Davidson (The Girlfriend) ise tam da olması gerektiği gibi “gözümüzü gönlümüzü açan” şeker oğlan görevlerini yerine getiriyorlar. Klasik romantik komedilere aç izleyici aradığını burada rahatlıkla bulur. Evet, özellikle Bennet kızlarının annesi yer yer karikatürize; ama doğru kocayı bulmaya programlanmış kız çocuklarının olduğu bir çağda ne karikatür değil ki? Üstelik çözümü esas kızımızı “güzelleştirmekte” aramaması bile başlı başına bir artı. 10 bölümü göz açıp kapayıncaya kadar tüketeceğinize şüphem yok.
BABIES | Bir Sen, Bir Ben, Bir de Bebek

Yaratıcı: Stefan Golaszewski | Oyuncular: Paapa Essiedu, Siobhán Cullen, Charlotte Riley, Jack Bannon | 1 Sezon (6 Bölüm)
Önce bir itiraf: Stefan Golaszewski ile bugüne kadar tanışmamış olmam utanç verici. Biricik eşim Russell Tovey’nin filmografisindeki nadir eksiklerimden Him & Her başta olmak üzere Mum ve Marriage’ı da acilen izleyeceğim. Çünkü Golaszewski, altı bölümlük yeni işi Babies ile öyle bir radarıma girdi ki, bir daha asla çıkmayacak. I May Destroy You’dan hatırlayacağınız Paapa Essiedu ve benim için yeni bir keşif olan Siobhán Cullen’ın başrollerini paylaştığı dizi, merkezine çocuk sahibi olmak isteyen bir çifti alıyor. Başarısız denemelerle yıpranan, yaslarını ifade edemedikçe birbirlerinden uzaklaşan bir karı kocayı izlerken, arka planda ikinci bir ilişki daha açılıyor. Esas oğlanın baba olmaya hiç hazır olmayan yakın arkadaşı ve kendinden yaşça büyük sevgilisinin yer aldığı komedisi bol yan hikâye de, kurduğu tezatlarla ana anlatının duygusal omurgasını daha da derinleştiriyor.
İnsan olmanın katmanlarını çözümlemesini bir kenara bırakalım, yalnızca diyalog yazımı üzerinden bile ders verilecek bir iş çıkarmış Golaszewski. Babies, sayısız temaya değinirken her anında o naturel, süssüz ama tam yerine oturan repliklerle yükseliyor, oyunculuklar da kağıtta yazılı olanın hakkını fazlasıyla veriyor. Elbette ana eksen kadınlık ve annelik. “Kutsallık” söylemi altında maddi manevi ezilen, doğurganlığı bir “tamlık” hissine indirgeyen kültürün yaralarını taşıyan sayısız kadının hikâyesi bu. Ve bunu öyle incelikli, öyle sahici anlatıyor ki etkilenmemek zor. Hani “tencerem kaynar kapalı, kimse bilmez içinde dert mi pişer et mi” denir ya, tam olarak öyle bir dünya kuruyor dizi. Kimin neyi nasıl taşıdığını bilmediğimiz bir yerde, sırf var olabilmek adına birbirimizin hayatına nasıl dokunduğumuzu sorgulatan bir deneyim. Bayıldım. Belki orta bölümlerde bir tık daha sıkılaşabilirdi, evet. Ama itiraz etmeye niyetim yok. Özellikle merkezdeki çifte mümkün olan her ödülü şimdiden postalayalım.
BLUE LIGHTS | Arka Sokaklar: Belfast

Yaratıcı: Declan Lawn, Adam Patterson | Oyuncular: Siân Brooke, Katherine Devlin, Nathan Braniff, Dearbháile McKinney , Frank Blake, Martin McCann, Andi Osho, Joanne Crawford, Andrea Irvine, Michael Smiley | 3 Sezon (18 Bölüm)
Çok geç kaldığım bir diğer tren de Blue Lights. Yıllardır “izlerim” diye erteleyip dururken TV+’ta karşıma çıkınca üç sezonu da (altışar bölümden) oturup bir çırpıda indirdim mideye. BBC’nin son yıllardaki hitlerinden olan dizi, Belfast’ta kurmaca bir bölgede geçen bir polisiye. Hikâye, üç çaylak polis memuru ve onlara rehberlik eden deneyimli ekip arkadaşlarıyla açılıyor. Zamanla hem onların dönüşümünü hem de teşkilat içindeki yozlaşmanın etkilerini izliyoruz. Her bölümde farklı vakalarla ilgilenirken, her sezonun merkezine yerleştirilen “büyük kötü” de hikâyeyi diri tutuyor. Uyuşturucu ağları, sokakları daha da güvensiz hale getiren çeteler ve o düzeni ele geçirmeye çalışan yeni sosyopatlar derken Blue Lights, Belfast’ın yüksek nabzıyla tanıştırıyor izleyiciyi. Bir yandan da polislerin kaynak ve yetki yetersizliğini sürekli hatırlatıyor. Tabii BBC dramalarının klasik reflekslerinden biri olarak karakterleri birbirine âşık etmeyi de ihmal etmiyor.
Üçüncü sezona özel bakarsak, dizi bu kez merkezine eski bir sosyal hizmet görevlisi olan ana karakterimiz Grace’i direkt etkileyen bir hikâye seçmiş. Sokaktaki sahipsiz çocukları suç ağlarına çeken sistemle mücadele ederken, önceki sezonların kötü karakterlerini geri getirerek bir devamlılık duygusu da kuruyor. Ama işin bir de diğer tarafı var: Blue Lights giderek daha fazla polis ve üniforma övgüsüne kayan bir tona bürünüyor ne yazık ki. Elbette bir BBC dramasından Ken Loach gerçekçiliği beklemiyoruz; ancak kamu kaynaklarıyla ayakta duran, reklamsız bir kurumun bu kadar “imaj tazeleyen” bir anlatıya yaklaşması da biraz mide bulandırıcı. Ha ama izlerken keyif alıyor muyuz? Kesinlikle! O müthiş İrlanda aksanları, düşük bütçenin sınırlarında gezinen ama oyunculukla ayakta duran sahneler ve daha ilk üç sezonda kolluk kuvvetlerine dair hemen her başlığa değinme çabası fazlasıyla karşılığını veriyor. “Elalemin derdi bizi mi gerdi” deyip akışına bırakınca gayet sağlam bir seyirlik.
Ben Hepsini İzledim serisinde kanal turu platformlarla devam edecek…
Oscar Boy sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




















Pingback: Ben Hepsini İzledim: Netflix (Kanal Turu #3) - Oscar Boy