Henüz tamamladığımız ayın anlam ve önemine uygun yaşamaktan içerik tüketmeye, bunlarla ilgili yazıp çizmeye vakit bulamadım ne yazık ki. Ama Jane Austen’ın Türkçe’ye hem Aşk ve...
Sinema tarihinde öyle ya da böyle iz bırakmış serilerin ya da seri olmaya yüz tutmuş öykülerin, Marvel’ın kapılarını açtığı, tekrar tekrar tüketime sokma döngüsünden yararlandığını sıklıkla...
Pek bir ilişkisi bulunmayan yapımları aynı çatı altında buluşturma çabamda, bu sefer doku sinemasının başarılı ve başarısız iki örneğini bir araya getirerek belki de o kadar alakasız...
Sinemanın büyümeyen deli çocuğu adı altında, mizojiniden homofobiye her türlü affedilmez günahı işleyen Gaspar Noé, Fransa gibi dünyadaki politik iklimi hiç umursamayan bir ülkede doğduğu için...
Tembelin Günlüğü, Rötarlı Sezon Günlükleri, 4×400 gibi sayısız defa isim değiştirmiş kısa kısa film yazıp çizme köşeme bu sene yeni bir ad vermeye karar verdim: Biraz Alakasız...
Geçtiğimiz yıl Cannes’ın Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde ilk gösterimini yapan, BFI Londra Film Festivali’nden de Seyirci Ödülü’nü alarak dönen Hit the Road, sevmelere doyamadığımız sinemacı...
Geçtiğimiz yıl Venedik’in Ufuklar isimli yan bölümünde Halk Ödülü’nü alan, Antalya’daki yarışmadan da erkek oyuncu ödülüyle dönen The Blind Man Who Did Not Want to See...
41. İstanbul Film Festivali ganimetlerini bir türlü tüketemedim gördüğünüz üzere. Yaza kadar devam edeceğim sanırım böyle. Ama rötarlara rağmen izlediği her şey hakkında bir şeyler karalamak...
Festival koşturmacasının arasına sıkıştırdığım, koca salonda tek başıma izlediğimden anıra anıra ağladığım Everything Everywhere All At Once hakkında konuşma vakti de geldi nihayet… Her jenerasyonun ilk...
Geç de olsa kapatıyorum “Artakalanlar” serisini. Gerçi festivalden izlediklerimi yazmayı henüz tamamlayamadım ama azmettim, olacak! Hadi uzatmadan konuya gireyim ben yine… Bir sihir numarasının ardından, Mısır’da...
41. İstanbul Film Festivali’nden Artakalanlar üçlemesinin ikinci parçasıyla devam ediyorum bugün. Bayram seyran demeden buralar film yazılarıyla dolacak, 2022 sezonuna yetişilecek, ev sinemasında yeni filmler tüketilecek....
41. İstanbul Film Festivali biteli neredeyse iki hafta olacak ama inanın kendi yoğunluğumdan nefes alıp bloga bir şeyler yazacak vakti bir türlü yakalayamadım. Dolayısıyla uzun uzun...
Sevin ya da sevmeyin, göze hitap eden deliliklerin virtüözü Robert Eggers, ilk iki uzun metrajlısı The Witch ve The Lighthouse ile çok kısa bir sürede folk...
41. İstanbul Film Festivali’ni Altın Lale ve En İyi Görüntü Yönetimi zaferleriyle, Sundance’i de Dünya Sineması seçkisinin En İyi Yönetmen ödülünü alarak tamamlayan Klondike, belli ki...
Éric Rohmer ve Claude Lelouch gibi usta isimlerin filmlerinden tanıdığımız Françoise Fabian’ın başrolünde yer aldığı, kendi küçük, kalbi büyük bir iş Rose. 41. İstanbul Film Festivali...
Geçtiğimiz aylarda gerçekleştirilen 72. Berlin Uluslararası Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü’yle dönmüş The Novelist’s Film, her seneye uzun metrajlı iki adet film sığdıran Güney Koreli yönetmen...
41. İstanbul Film Festivali’nin ulusal yarışmasında Antalya’dan yapılan transferlerle (izlediğim gün bağrıma bastığım Zuhal, Tayfun Pirselimoğlu’nun yine ıskalamadığı Kerr ve hivfobik Birlikte Öleceğiz) birlikte gerçekten ülke...
İlk filmi Estiu 1993 ile hem prömiyerini yaptığı Berlin’de, hem de izleyenlerin kalbinde iz bırakan Carla Simón, yeni filmi Alcarràs’la da aynı başarıyı tekrar ediyor. Bu...
Yine İstanbul Film Festivali’nde gösterilen ilk uzun metrajlısı Heartstone ile de benzer büyüme sancılarının orta yerinde kuir bir varoluşun doğuşunu izleten İzlandalı yönetmen Guðmundur Arnar Guðmundsson,...
41. İstanbul Film Festivali koşturmacasına geçtiğimiz hafta başlayan gösterimlerle bir ucundan ben de dahil oldum ama o yoğunluk içerisinde iki lafın belini kırmaya, klavyemin başına oturmaya...